Devletialiyyeosmaniyye Instagram Photos and Videos

devletialiyyeosmaniyye Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye @devletialiyyeosmaniyye mentions
Followers: 52,431
Following: 62
Total Comments: 0
Total Likes: 0

.. SENİN GİBİ BİR KUMANDANIN KILICI ALINMAZ! Rusların azınlık haklarını koruma iddiasıyla ...
Media Removed
.. SENİN GİBİ BİR KUMANDANIN KILICI ALINMAZ! Rusların azınlık haklarını koruma iddiasıyla Osmanlı'ya savaş açmasıyla tarihe 93 Harbi olarak geçen savaşta Ruslar, hem Kafkasya'dan hem de Balkanlar'dan Osmanlı Devleti'ne saldırmaya başlamıştı. 1877-1878 yıllarında 93 Harbi ... ..
SENİN GİBİ BİR KUMANDANIN KILICI ALINMAZ!

Rusların azınlık haklarını koruma iddiasıyla Osmanlı'ya savaş açmasıyla tarihe 93 Harbi olarak geçen savaşta Ruslar, hem Kafkasya'dan hem de Balkanlar'dan Osmanlı Devleti'ne saldırmaya başlamıştı.

1877-1878 yıllarında 93 Harbi olarak tarihe geçen Osmanlı-Rus savaşında yaşanan Plevne savunması, Osmanlı'nın ve Türk tarihinin en şanlı savaşlarından biridir. Bir avuç Osmanlı ordusunun koca Rus ordusuna karşı verdiği destansı savunma ve mücadele tüm dünyanın o dönem saygısını kazanmıştır.

Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, kaleyi büyük kuvvetlerle aylarca kuşatan Rus ordu suna yaralı olarak esir düşmüştü. Topallaya topallaya merdivenlerden çıkarken Rus Çarı II. Alexander ve bazı generaller onu odada bekliyorlardı. Osman Paşa Rus Çarının huzuruna getirildi. Çar ve Osman Paşa birbirlerine baktılar. Osman Paşa’nın bıraktığı tesir pek kuvvetliydi. Herkes büyük bir adamın huzurunda bulunduğundan heyecan içindeydiler. Alexander tercüman vasıtasıyla:

Kumandan! Plevne’den nereye gidiyordunuz? Bilmiyor musunuz ki, Rus askeri sizi muhasara etmişti, dedi.

Osman Paşa:

Biliyorum. Fakat tutabildiğim mahalle gitmek üzere askerinizi yarıp çıkacaktım.

Alexander:

Niçin silahlarınızı teslim etmediniz?

Osman Paşa:

Devletim bana, düşmanı gördüğün zaman silahını terket demedi. Buraya beni kavga için gönderdi. Çok kere düşman çokluk olduğu halde yine harp kazanılır. Nitekim bizim sizinle olan muharebelerimiz gibi. Bu askerce sözler Rus Çarı’nın hoşuna gitti.

Alexander:

Siz şerefli bir askersiniz. Hakikaten cesur bir adamsınız. Bizim yanımızda bulunduğunuz müddetçe üniformanızı, kılıcınızı ve nişanlarınızı taşımak hakkına sahipsiniz. Sizin gibi bir kumandanın kılıcı alınmaz. Burada ve Rusya’da kılıcınızı taşıyınız dedi.
Read more
.. MEŞRUTİYET DÖNEMİNİN KARA LEKESİ: YILDIZ YAĞMASI II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İttihatçılar ...
Media Removed
.. MEŞRUTİYET DÖNEMİNİN KARA LEKESİ: YILDIZ YAĞMASI II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İttihatçılar 31 Mart Olayını haber aldıklarında bunu doğrudan Meşrutiyete karşı bir tepki olarak değerlendirerek durumu fırsata çevirip harekete geçtiler. Cemiyet, olayı eski dönemin geri ... ..
MEŞRUTİYET DÖNEMİNİN KARA LEKESİ: YILDIZ YAĞMASI

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İttihatçılar 31 Mart Olayını haber aldıklarında bunu doğrudan Meşrutiyete karşı bir tepki olarak değerlendirerek durumu fırsata çevirip harekete geçtiler. Cemiyet, olayı eski dönemin geri getirilmesine yönelik bir çaba olarak görmekte ve bu olaya “irtica” adını vermekteydi.

Cemiyetin en güçlü olduğu yer, Selanik merkezli 3. Ordu idi. İstanbul’da yaşanan gelişmelere karşı ilk tepki de buradan geldi. 3. Ordu’nun her yönden siyasete bulaşmış subayları, kendilerince Meşrutiyete sahip çıkma düşüncesiyle “Hareket Ordusu”adıyla bir kuvvet oluşturdular.

İttihatçılar Hareket Ordusu’na 3. Ordunun subay ve askerleriyle birlikte Sırp, Makedon, Ulah, Bulgar, Rum ve Musevi sözde gönüllüleri de dâhil ettiler. Bu birliklerin içinde Meşrutiyet öncesinde Osmanlı kuvvetlerine karşı savaşmış Sandanski, Çirçis, Paniça, Kapitan Keta, Bayram Fehmi ve Krayko gibi çeteciler de vardı.

Hareket Ordusu İstanbul’a girdikten sonra hedefini Abdülhamid Han'ın ikamet ettiği Yıldız Sarayı’na yöneltti. Bu sırada Hareket Ordusu’nun mevcudu 40.000-50.000’e ulaşmış, destek olarak da 20.000-30.000 civarında gönüllü kuvvet toplanmıştı.

Saray muhafızları, kardeş kanı dökülmesini istemeyen Sultan Abdülhamid Han'ın emri doğrultusunda Hareket Ordusu’na karşı bir direnme göstermedi. Ancak iki gün süren kuşatma sırasında saray halkı çok zor anlar yaşadı. Sarayın elektrikleri kesildiği gibi erzak getirilmediğinden yiyecek bir şey de verilmedi.

İttihatçılar, “Yıldız’ı işgal eden kahraman” olmak için de yarıştılar. Kazım Karabekir hatıratında Yıldız’a ilk giren birliklerin kendi askerleri olduğunu bir meziyet gibi uzun uzun anlatır. Buna karşılık Cemiyet ise “Yıldız kahramanı” olarak Enver Paşa'yı ilan etmiş ve sözde “Hürriyet Kahramanı” Enver Paşa yeni bir unvan kazanmıştır!

SARAYIN YAĞMA EDİLMESİ

İttihatçıların Yıldız’ı işgali aynı zamanda bir yağmaya dönüştü. Hareket Ordusunun sözde “Meşrutiyeti koruma”gayesiyle İstanbul’a gelen birlikleri, başta Abdülhamid Han'ın hazinesi olmak üzere pek çok kıymetli eşyayı yağmaladılar.

Devamı yorumda
Read more
.. HAT SANATINDA BAŞARININ SIRRI Padişah II. Mahmud’a hocalık yapan Mustafa Râkım Efendi, ...
Media Removed
.. HAT SANATINDA BAŞARININ SIRRI Padişah II. Mahmud’a hocalık yapan Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı’da hat sanatının önde gelenlerindendi. On sekizinci yüzyılın meşhur hattatı Mustafa Râkım Efendi de, hüsn-i hat icâzetini daha on iki yaşında bir çocuk iken almıştır. Mustafa ... ..
HAT SANATINDA BAŞARININ SIRRI

Padişah II. Mahmud’a hocalık yapan Mustafa Râkım Efendi, Osmanlı’da hat sanatının önde gelenlerindendi.

On sekizinci yüzyılın meşhur hattatı Mustafa Râkım Efendi de, hüsn-i hat icâzetini daha on iki yaşında bir çocuk iken almıştır. Mustafa Râkım Efendi, böyle müstesnâ bir mevhibenin kadrini idrâk etmiş ve üstün gayretler ile de kısa zamanda sanatını daha ilerilere götürmeye muvaffak olmuştur.

Neticede bu sahada öncekileri unutturacak bir seviye kaydetmiştir. Sayısız şâheserlerine ilâveten pâ­di­şah tuğrâlarındaki son ve mükemmel istif, onun eseridir.

Diğer taraftan hat sanatında ilâhî mevhibenin yanında kulun gayret ve himmetinin de son derece mühim olduğu bir gerçektir. Bu hususta Râkım Efendi ile II. Mahmud arasında geçen şu hâdise, pek mânâlıdır:

II. Mahmud, şehzâde iken hattat Râkım Efendi’den ders almaya başlamıştı. Pâdişah olduktan sonra da derslere devam etti. Hocasına son derece hayran olduğundan, bir defasında habersiz olarak ziyâretine gitti. O an Râkım Efendi bir yazı üzerinde her şeyiyle teksîf olmuş bir vaziyette çalışıyordu.

Sul­tân’ın geldiğini dahî fark etmedi. Bu işin künhüne vâkıf olan II. Mahmud, hocasının çalışmasını bölmeden sessizce onu seyre koyuldu. Hayretle müşâhede etti ki, hocanın önünde yazdığı yazının aynısından odanın her tarafında birçok nüsha bulunmaktadır. Gayr-i ihtiyârî şaşırarak:

Hocam! diye seslendi.

Bu seslenişle Sul­tân’ı fark eden Râkım Efendi, başını yazısından kaldırdı ve toparlanarak:

Buyurunuz Sul­tâ­nım! dedi.

Sultan sordu:

Hocam! Bir yazı için bu kadar çok mu çalıştınız?

Hattat Râkım cevap verdi:

Evet Sul­tâ­nım!

Sultan tekrar sordu:

O eşsiz yazıları hep böyle mi yazarsınız?

Bu suâl üzerine Râkım, talebesi olan Sultan Mahmûd’a âdeta yeni bir ders sadedinde şu cevabı verdi:

Evet Sultânım! Yazacağım bir yazı için gördüğünüz gibi birçok kağıt harcarım. Aynı yazıdan sayısız istifler yaparım. Sonra içlerinden en güzelini seçerek onun üzerinde çalışır ve böylece en mükemmeli elde etmeye gayret ederim.

Kaynakça: Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Erkam Yayınları
Read more
.. SULTAN II. MAHMUD HAN'IN ÇOCUK EĞİTİMİNE DAİR FERMANI Dinimiz, bülûğa ermeden önce çocuklara ...
Media Removed
.. SULTAN II. MAHMUD HAN'IN ÇOCUK EĞİTİMİNE DAİR FERMANI Dinimiz, bülûğa ermeden önce çocuklara dinî ve dünyevî bilgilerin verilmesini emretmektedir. Ecdadımız buna çok dikkat ederdi. Bunun en güzel örneğini, Sultan II. Mahmud Hân'ın, ülkenin her tarafına gönderdiği bir ferman ... ..
SULTAN II. MAHMUD HAN'IN ÇOCUK EĞİTİMİNE DAİR FERMANI

Dinimiz, bülûğa ermeden önce çocuklara dinî ve dünyevî bilgilerin verilmesini emretmektedir. Ecdadımız buna çok dikkat ederdi. Bunun en güzel örneğini, Sultan II. Mahmud Hân'ın, ülkenin her tarafına gönderdiği bir ferman teşkil eder. Bu fermanda şöyle deniyor:

Dinî vecibeleri öğretmek ve seçeceği mesleğin bilgilerine sahip kılmak babaların çocuklarına karşı ilk vazifesidir. Ne yazık ki, bir zamandan beri birçok ana ve baba bunu unutarak, çocuklarını daha beş-altı yaşında kazanç hırsı ile sanat sahiplerinin yanına çırak olarak veriyorlar veya başıboş bırakıyorlar. Çocukluk çağında câhil kalanlar ise, bülûğ çağlarında hem kendileri için, hem de memleket için dert oluyorlar. Bu, iki dünyada cezâyı gerektiren bir ihmaldir. Sizlere emrediyorum ki, bu ferman elinize değdiği anda, bölgenizde 6 yaşını bitirmiş ne kadar çocuk varsa bunları tesbit ediniz! Mevcut mahalle mektepleri yetmiyorsa bina ve hoca bularak mektepsiz çocuk bırakmayınız! Mektep çağında olduğu hâlde bu çocukları yanlarına alıp çalıştıranların şiddetle cezalandırılacaklarını ilân ediniz! Anasız ve babasız olanlarla, okumaya gücü yetmeyenlerin tahsilini devletin temin edeceğini ilân ediniz! Bu ferman, 1854'de Sultan Abdülmecid Hân ve 1873'de Sultan Abdülaziz Hân tarafından da tekrarlanmıştır.
Read more
.. KUTLU MALAZGİRT ZAFERİ! 26 Ağustos 1071 Cuma günü, kefen niyetine giydiği beyaz elbisesi ...
Media Removed
.. KUTLU MALAZGİRT ZAFERİ! 26 Ağustos 1071 Cuma günü, kefen niyetine giydiği beyaz elbisesi ile, namazını kılan Sultan Alp Arslan, Yüce Allah'a şöyle yalvardı: Ya Rabbi!... Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyorum ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey ... ..
KUTLU MALAZGİRT ZAFERİ!

26 Ağustos 1071 Cuma günü, kefen niyetine giydiği beyaz elbisesi ile, namazını kılan Sultan Alp Arslan, Yüce Allah'a şöyle yalvardı:

Ya Rabbi!... Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyorum ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah'ım niyetim halistir. Bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahret.

Sonra askerlerine hitap ederek şunları söyledi:

Yiğitlerim, beylerim, askerlerim,

Yerlerde ve göklerde Allah'tan başka Sultan yoktur. Emir ve kader yalnız O 'na aittir. Biz ne kadar az olursak olalım, onlar (Bizansılar) ne kadar çok olurlarsa olsunlar, bütün müslümanların bizim için minberlerde dua ettikleri şu saatlerde düşman üstüne atılmak istiyorum. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler gitsinler. Burada emreden Sultan ve emredilen asker yoktur. Zira bugün ben de ancak sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim. Beni takip edenler ve nefislerini Allah'a adayanlardan şehid olanlar cennete, sağ kalanlar ise zafere kavuşacaklardır. Ayrılanları ise ahirette ateş ve dünyada da alçaklık beklemektedir.

Sultan Alp Arslan'ın bu sözlerine, bütün askeri, gök gürlercesine bir ses ile cevap verdi:

Asla emrinden ayrılmayacağız. Sultan şöyle devam etti:

Ey askerlerim,eğer şehid olursam, bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Benden sonra Melikşah'ı tahta çıkarınız, O'na bağlı kalınız. Eğer zaferi kazanırsak, istikbal bizimdir.

Kırk yaşını henüz bitirmiş olan, hem Türk tarihinin hem de İslam tarihinin bu büyük hükümdarı, son sözleri ile, gerçekten bir dönüm noktasında bulunulduğunu derinden sezdiğini göstermektedir. Hem kendi zamanını, hem de geleceğin hallerini sezebilmek, tarihte pek az hükümdara nasip olmuştur.

Bizans ordusu iki yüz bine varan sayısı ile devrin en büyük ordusu durumunda idi. Halbuki Selçuklu ordusu elli-altmış bin civarında idi. Ama, Müslüman Türk askerlerinin imanı, kılıçlarından daha keskin ve büyüktü.

Kaynakça: Veli Şirin, Altınoluk Dergisi, 1988 - Ağustos, Sayı: 030, Sayfa: 029
Read more
. . OSMANLI'DA KURBAN BAYRAMI NASIL KUTLANIRDI? (2) BAYRAM NAMAZI Bayram namazı için gidilecek ...
Media Removed
. . OSMANLI'DA KURBAN BAYRAMI NASIL KUTLANIRDI? (2) BAYRAM NAMAZI Bayram namazı için gidilecek camiyi bayramdan önce padişahın kendisi seçer, bu, genellikle Ayasofya veya Sultan Ahmet camilerinden biri olurdu. Padişahların bayramın birinci günü sabah namazını Hırka-i Saadet ... .
.
OSMANLI'DA KURBAN BAYRAMI NASIL KUTLANIRDI? (2)

BAYRAM NAMAZI

Bayram namazı için gidilecek camiyi bayramdan önce padişahın kendisi seçer, bu, genellikle Ayasofya veya Sultan Ahmet camilerinden biri olurdu. Padişahların bayramın birinci günü sabah namazını Hırka-i Saadet Dairesi’nde kılmaları adet idi. Darüssaade Ağası ile Silahdar Ağa ve sair Padişah yakınları bayramlaşmayı burada yaparlardı.

KURBANLIKLAR

Bir yabancı seyyahın kalemiyle Osmanlı payitahtındaki bir Kurban Bayramı şöyle anlatılır:

Tanzimat öncesinde sığır eti pek makbul olmadığından koyun eti tüketilirdi. 17 Kasım Cuma günü Türklerin bayramı idi… Bayram üç gün devam etti. Bu bayramda pazara pek çok koyun getiriliyor. Herkes koyun yemek istiyor. Fakirlere de et dağıtıyorlar ve birbirlerine ikram ediyorlar. Bayramda çok neşeli oluyorlar… Hali vakti yerinde olanlar koyun kesip fakirlere dağıtıyor. Bu bir nevi sadaka oluyor. Türkler buna kurban diyorlar.

PADİŞAH’IN KURBANLIK HAYVANLARI

Kurban Bayramı’nda Padişah’a mahsus hazırlanan koç, özel kıyafetli vazifeliler tarafından beslenir ve taşınırdı. Kurban bayramlarında padişah için 9 baş kurban kesilir, bunların ikisi arife günü akşamı Topkapı Sarayı’nda kesilip adandığı medreseye gönderilirdi. Diğer yedisi ise bayramın birinci günü sabahı, Sultan’ın merasimden Saray’a dönüşünde binek taşı önünde arabadan inişlerinde merasim ile kesilirdi.

BAYRAM İKRAMİYESİ

Bayramdan önce subaylara ve memurlara birer maaş ikramiye dağıtılırdı. Ancak devlet hazinesinin zor durumda olduğu dönemlerde bazen bu ikramiye yarım maaşa düşürülmüş, bazen de hiç verilmemiştir. Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye, Fatih gibi büyük camilerin ulemaya kürk bahası veya iftariye adı altında hediyeler dağıtılırdı. Cezasının üçte ikisini çekmiş mahkûmların bir kısmı, Bayram vesilesiyle, affedilirdi.

BAYRAMLARDA ASKER VE ZAPTİYELER

Bayramlarda askere şeker, kuzu eti, helva ve salata verilirdi. Zaptiyeye ise birer adet fes ve püskül verilir veya bedeli ödenirdi. Bayramın birinci günü, hapishanelerdeki mahkûmlara da helva dağıtılırdı.

BAYRAM VE TATİL

Bayram günleri, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’de tatil günleri olarak ilan edilmiştir.

Devamı yorumda
Read more
. OSMANLIDA KURBAN BAYRAMI NASIL KUTLANIRDI? (1) Osmanlı Devleti’nde Kurban merasimleri ...
Media Removed
. OSMANLIDA KURBAN BAYRAMI NASIL KUTLANIRDI? (1) Osmanlı Devleti’nde Kurban merasimleri nasıl yapılırdı? Törenler hangi sarayda ifa edilir; padişahlar adına kaç hayvan kesilir ve askerlere nasıl ikramiyeler verilirdi? BAYRAMLAR Osmanlı kültür hayatında önemli bir yeri ... .
OSMANLIDA KURBAN BAYRAMI NASIL KUTLANIRDI? (1)

Osmanlı Devleti’nde Kurban merasimleri nasıl yapılırdı? Törenler hangi sarayda ifa edilir; padişahlar adına kaç hayvan kesilir ve askerlere nasıl ikramiyeler verilirdi?

BAYRAMLAR

Osmanlı kültür hayatında önemli bir yeri olan bayramlar için Saray’da ve halk arasında özel törenler tertiplenirdi. Saray’da Padişah ile yapılan bayramlaşmaya Muayede Alayı ya da Resm-i Muayede adı verilirdi.

CÜLÜSLERDEN SONRAKİ EN ÖNEMLİ TEBRİK

Osmanlı sarayında cülus tebrikinden sonra en ehemmiyetli merasim Ramazan ve Kurban Bayramlarında yapılan tebriklerdi. Zira Bayram merasimleri, mahiyetine istinaden yapılmakla birlikte, Osmanlı hanedanının ihtişamını ortaya koyması açısından da çok önemliydi. Çünkü İslam dünyasında iktidar sadece askeri güçle değil, saray ihtişamıyla ve zengin kamu törenleriyle de ölçülürdü. Osmanlı Devleti’nde resmi düzeyde bayramlaşma bir merasim çerçevesinde icra edilmiştir. Fatih Kanunnamesi ile söz konusu merasimin usul ve esasları belirlenmiş ve bu yöndeki düzenleme çok az değişikliklerle uzun müddet devam etmiştir.

BAYRAM ALAYI

Osmanlı padişahlarının bayram namazlarını kılmak için saraydan camiye gidiş ve dönüşleri sırasında yapılan merasimdir. Padişahın namaza gidiş gelişini Paus Lucas eserinde şöyle dile getirir: “At üzerindeki hükümdarın ihtişamı ile hiçbir şey mukayese edilmezdi. Bindiği ve yedekte götürdüğü atları yeryüzünün en güzel atları idi. Atların koşumları altın, inci ve mücevherlere boğulmuştu. Üniformaların çeşitliliği ve debdebesi, atların güzelliği ve koşumlarının zenginliği ve subayların çokluğu içinde alay intizam ve hem kendisinden hem de seyreden halktan gelen dikkate şayan bir sessizlik içinde yol alıyordu. Gerçekten de dünyanın en eğlenceli ve en meraklı gösterisi idi.

BAYRAM TEBRİK MERASİMLERİ

19’uncu yüzyılın ortalarına kadar Topkapı Sarayı’nda, 1867 yılından itibaren (Sultan Abdülhamid döneminde Yıldız Sarayı’nda yapılan iki bayram töreni hariç) Dolmabahçe Sarayı’nın orta kısmındaki Büyük Muayede Salonu’nda yapıldı. Sultan II. Abdülhamid döneminde ve yirminci yüzyılın başlarında bayramlar daha sade bir biçimde kutlanmakla birlikte temel unsurlar devam etti.
Read more
.. SULTANLARIN SANATI Hat sanatı, Osmanlı’da sultanların ilgi duyup yoğun devlet işleri arasında ...
Media Removed
.. SULTANLARIN SANATI Hat sanatı, Osmanlı’da sultanların ilgi duyup yoğun devlet işleri arasında çalıştığı bir İslami sanattır. Osmanlı’da tahsîl gören hemen herkes belli bir ölçüde hüsn-i hatla meşgul olmuştur. Hattâ sultanlar bile, içinde bulundukları yorucu meşgaleler ... ..
SULTANLARIN SANATI

Hat sanatı, Osmanlı’da sultanların ilgi duyup yoğun devlet işleri arasında çalıştığı bir İslami sanattır.

Osmanlı’da tahsîl gören hemen herkes belli bir ölçüde hüsn-i hatla meşgul olmuştur. Hattâ sultanlar bile, içinde bulundukları yorucu meşgaleler arasında hüsn-i hat meşkini ihmâl etmemişlerdir. Bu sanatı ilerletip icâzet alan pâdişahlar mevcuttur. Çünkü hüsn-i hat, zihni de beyni de yormaz!

Sultan Abdülhamîd Hân’ın yoğun devlet işlerinde zihni yorulduğu zaman hüsn-i hat çalıştığı meşhurdur. Hamdi Efendi’nin de, tefsir çalışmalarında zihnini dinlendirmek için hüsn-i hat çalıştığı rivâyet edilir.

Hüsn-i hat, hâfızaya değil zekâya yüklenir. Hâfızaya gelen yük, insanı hantallaştırırken, zekâya yük olan şey ise, onun gelişmesine sebep olur. Meselâ hüsn-i hatta mühim olan istif yapmak me­se­lesi, zihnî bir ameliyeyi gerektirir ki, bu da zekâyı inkişâf ettirir.

Kaynakça: Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Erkam Yayınları
Read more
.. OSMANLI ÖRF VE ADETLERİ Yüzyıllar boyunca kuşatan kuşağa aktarılan lâkin bu devirde yabancı ...
Media Removed
.. OSMANLI ÖRF VE ADETLERİ Yüzyıllar boyunca kuşatan kuşağa aktarılan lâkin bu devirde yabancı kaldığımız Osmanlı devrinin güzel örf ve âdetlerini istifadenize sunuyoruz. Osmanlı devrinin asil ve görgülü hanımefendileri, bugünkü pek lüks, aldatıcı ambalaj içinde, türlü türlü, ... ..
OSMANLI ÖRF VE ADETLERİ

Yüzyıllar boyunca kuşatan kuşağa aktarılan lâkin bu devirde yabancı kaldığımız Osmanlı devrinin güzel örf ve âdetlerini istifadenize sunuyoruz.

Osmanlı devrinin asil ve görgülü hanımefendileri, bugünkü pek lüks, aldatıcı ambalaj içinde, türlü türlü, cildi tahriş edici, zehirleyici, esans, krem ve pomatlar yerine, gül suyu kullanırlardı.

Yetmiş-seksen yaşındaki ihtiyar annelerin bile ciltleri ve yüzleri ter ü taze ve nurlu idi. Zamanımızdaki hanımlar ise, bir yandan ibadetin nûrundan mahrûmiyet, diğer yandan da ciltleri kozmotiklerle tahriş neticesinde erken yaşlarda ihtiyarlamaya başlamaktadırlar.

OSMANLI’DA YÜKSEK EDEP VARDI

O zamanlar Ramazân-ı Şerîf, sabırsızlıkla beklenir, kavuşunca da herkes, oruçlarını büyük bir zevk içinde tutardı. Teravih namazlarında câmiler hınca-hınç dolardı. Gayr-i müslimler bile anlayış gösterirler, Müslümanlara hürmeten yemeklerini gizli yerlerdi.

Mîlâdî sene başlarında ormanları tahrip demek olan on binlerce çam ağacını keserek Hıristiyan âdeti üzere odalarına dikip de önündeki mükellef sofralarda hindi dolmalarını midelerine indiren duygusuz bir mutlu azınlık yoktu.

O demler, şimdi yapılan kaba, kalp kırıcı şakalar yerine, duygulu, ince nükteli latîfeler yapılırdı. Meclislerde çaylar, kahveler, gül şerbetleri ve menbâ suları içilir, târihî ibret verici menkıbeler anlatılır, salâhiyetli kimseler tarafından şiirler okunurdu.

OSMANLI TOPLUMU MUTLUYDU

Asık yüzlülük, saygısızlık ve nâdanlık yoktu. Herkes şendi, güleryüzlü ve neş’eli idi. Bayram ve kandil günlerine hürmet edilirdi. Bu mübârek günlerde herkes birbirini ziyâret eder, Kur’ân-ı Kerîm ve mevlid-i şerîf okunur, bu sûretle birçok ev ve konak bu lâhûtî nefhadan hissesini alırdı.

Herkes hediyeleşirdi. Misâfirlere izzet ve ikram ile gönüller tatyîb edilirdi. Zarûret olmadan büyüklerin ve hürmete şâyan kimselerin yanında yüksek sesle konuşmak, çok ayıp ve nezâketsizlik sayılırdı. Çocuklar âilelerinden aldıkları terbiye îcâbı baş köşeye oturmazlardı.

Balı, onun tadını bilmeyen kimselere nasıl tarif edemez isek, o günlerin de tasvîrini lâyıkıyla yapamayız. Hulâsa o günler, bugün hayâl dahî edemeyeceğiniz lâhûtî demlerdi.
Read more
.. Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'un fethinden sonra Hristiyan ve Yahudilerin can, mal, namus ...
Media Removed
.. Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'un fethinden sonra Hristiyan ve Yahudilerin can, mal, namus ve inanç hürriyetlerini garanti ettiği ahitnâmeyi gösteren minyatür. After conquering Constantinople in 1453, Sultan Mehmed II declared that the lives, honor, property and freedom ... ..
Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'un fethinden sonra Hristiyan ve Yahudilerin can, mal, namus ve inanç hürriyetlerini garanti ettiği ahitnâmeyi gösteren minyatür.

After conquering Constantinople in 1453, Sultan Mehmed II declared that the lives, honor, property and freedom of belief of all people are sacred.
Read more
.. SULTAN ABDÜLMECİD HAN'IN FERASETİ! Sultan Abdülmecid zamanında, Rus işgaline karşı Lehistan’da, ...
Media Removed
.. SULTAN ABDÜLMECİD HAN'IN FERASETİ! Sultan Abdülmecid zamanında, Rus işgaline karşı Lehistan’da, Avusturya baskısına karşı da Macaristan’da ayaklanmalar olmuş, fakat bunlar şiddetle bastırılmıştı. Bu isyanlara karışanlardan, her iki milletten de bazı kişiler Osmanlı Devletine ... ..
SULTAN ABDÜLMECİD HAN'IN FERASETİ!

Sultan Abdülmecid zamanında, Rus işgaline karşı Lehistan’da, Avusturya baskısına karşı da Macaristan’da ayaklanmalar olmuş, fakat bunlar şiddetle bastırılmıştı. Bu isyanlara karışanlardan, her iki milletten de bazı kişiler Osmanlı Devletine sığınmışlardı. Avusturya ve Rusya, kaçakların kendilerine iadesi için Osmanlı hükûmetini sıkıştırı yordu. Bu istekleri reddedilince mesele büyüdü. Rus sefiri bizzat padişaha başvurarak bu mültecilerin mutlaka kendilerine verilmesini istedi. Fakat Sultan Abdülmecid, bu son isteği şu sözlerle reddetti:

Benden bunları iade etmemi asla beklemeyiniz. Ben, kendisine sığınmış adamlardan bir tanesini geri vermemek için devletini bile feda eden Yıldırım Bayezid Han’ın torunuyum. Hal böyle iken "tacımı veririm,tahtımı veririm" fakat, devletime sığınanları asla vermem!
Read more
.. ABD OSMANLI DEVLETİ İLE TİCARET ANLAŞMASI İMZALAMAK İÇİN 45 YIL BEKLEMİŞTİ! Bugünkü rakamlarla ...
Media Removed
.. ABD OSMANLI DEVLETİ İLE TİCARET ANLAŞMASI İMZALAMAK İÇİN 45 YIL BEKLEMİŞTİ! Bugünkü rakamlarla ülkemizle 6.5 milyar dolarlık ticaret hacmi bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), bundan tam 217 yıl evvel Osmanlı Devleti’yle ticaret anlaşması imzalaya bilmek için 45 yıl ... ..
ABD OSMANLI DEVLETİ İLE TİCARET ANLAŞMASI İMZALAMAK İÇİN 45 YIL BEKLEMİŞTİ!

Bugünkü rakamlarla ülkemizle 6.5 milyar dolarlık ticaret hacmi bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), bundan tam 217 yıl evvel Osmanlı Devleti’yle ticaret anlaşması imzalaya bilmek için 45 yıl uğraşmıştı. Ülkemizle ilk ticari ilişkilerini 1785’de başlatan ABD’ye, 174 yıl önceki yıllık ihracatımız ise 400 bin dolar idi. ABD’nin genç bir devlet olarak dünya siyasetine girişinden sonra ilk ABD gemisinin 1797’de İzmir limanına geldi, daha sonra bir başka ABD gemisinin de İstanbul’a kadar gelmesiyle ilk ilişkilerin başladı. Amerikan senatosunun Osmanlı Devleti ile anlaşma yapmak için büyük çaba gösterdi.

Bu konuda görevlendirilen heyetler içinde Benjamin Franklin’in de vardı. Bu iş için 1802 yılında ABD’nin İzmir’e bir konsolos tayin etti ve konsolos iki yıl kaldıktan sonra Osmanlı Devleti’nin konsoloslu bunu tasdik etmemesi nedeniyle ülkesine geri dönmek zorunda kaldı. ABD’nin 1808 yılında yeniden konsolosluk için teşebbüse geçti, fakat Osmanlı devleti yine kabul etmedi ancak Kaptan Paşa’nın girişimi ile 1811 yılında ticari ataşelik benzeri bir görev için izin verildi. 1816 yılından sonra ABD heyetlerinin Osmanlı devletine daha sık gelip gitmeye başladı. 1820’den sonra bu trafik daha da arttı. Bu arada resmi olmamakla birlikte ticari ilişkiler sürdürüldü. Osmanlı Devleti’nin siyasi ve ekonomik olarak sıkıntılar içinde bulunduğu 1828 yılında yaklaşık 70 bin dolarlık mal aldığı ABD’ye yaklaşık 400 bin dolarlık mal sattı.

ABD’nin Osmanlı ile ticaret anlaşması imzalayabilmek için 45 yıl uğraştı. Sonuçta iki ülke arasındaki ilk resmi anlaşma, 1830 yılında “Türk Amerikan Dostluk, Ticaret ve Seyr-i Sefain Anlaşması” adıyla imzalandı. Sultan II Mahmud’un, Amerika’nın dünya da rüştünü ispatlamış harp gemilerinin teknolojisinin Osmanlı Devleti’ne aktarılması şartıyla bu anlaşmaya razı oldu. Sultan II. Mahmud’un bu isteğinin anlaşmaya “gizli madde” olarak konuldu. Amerikan senatosunun ticaretle ilgili maddeleri kabul ederken, gizli maddeyi anlaşmadan çıkardı. Bunu duyan Sultan II. Mahmud ise ABD elçisini huzurundan kovdu.

Devamı yorumda
Read more
.. OSMANLIDA TOPLU TAŞIMA KURALLARI 6 Aralık 1909 târihinde kabul edilen “Dersaadet Otobüs ...
Media Removed
.. OSMANLIDA TOPLU TAŞIMA KURALLARI 6 Aralık 1909 târihinde kabul edilen “Dersaadet Otobüs ve Omnibüs Osmanlı Anonim Şirketi Şartnâmesi” şu maddelerden ibâretti: 1- Otomobil, otobüs, omnibüs ve emsâlinin modeli, taşıyacağı yolcuların miktarı belediyenin izniyle olacaktır. 2- ... ..
OSMANLIDA TOPLU TAŞIMA KURALLARI

6 Aralık 1909 târihinde kabul edilen “Dersaadet Otobüs ve Omnibüs Osmanlı Anonim Şirketi Şartnâmesi” şu maddelerden ibâretti:

1- Otomobil, otobüs, omnibüs ve emsâlinin modeli, taşıyacağı yolcuların miktarı belediyenin izniyle olacaktır.

2- Arabaların miktarı belediye tarafından tâyin ve gazetelerle ilân edileceği gibi, numaraları üstlerine yazılacaktır.

3- Sırf kadınlar için ayrı olarak kâfi miktarda arabalar bulunacaktır.

4- Sokaklarda beklemek yasak olup her yerde dâire mârifetiyle gösterilen yerlerde (duraklarda) bir müddet durabileceklerdir.

5- Arabaların tatili sebebiyle ahâlinin bîzâr edilmesine meydan verilmeyecektir ve târifeden fazla ücret alınmayacaktır.

6- Eşya nakliyesi için ayrıca târife yapılacaktır. Geceleri yolculardan fazla ücret talep olunmayacaktır.

7- Köprülerden geçmek için her arabadan köprü ücreti alınacaktır. Askerlerden yarı ücret alınıp, belediye çavuşları vazifede ücretsiz binecektir.

8- Arabaların gerek temizleme ve gerek metanetine ve gerek trenlerin yolunda hareket eylemelerine, zayıf ve sakat atlar koşulmamasına dikkat olunacak.

9- Şehir içinde buharlı her nev’i arabaların sür’ati normal sür’atten fazla olmayacaktır.· Makinistler ve arabacılar ehliyetli olacağı gibi, güzel ahlâklarına dâir belediyenin tasdiki olacaktır.

10- Talep olunan Ruhsatnâme’nin verildiği. günden itibâren beher araba için senevî târifesi mûcibince 20 kişilik ve fazlası için 1000 kuruş ve 1’den 19’a kadar olanlardan 600 kuruş belediyeye ödeme kılınacağı gibi hâsılat-ı gayr-ı safiyenin umumunda %5 her ay nihâyetinde bilhesap belediye menfa’atine terk ve te'diye edilecektir. Arabalar konforlu olacaktır.

11- Hususi olarak kiralanan arabalar dahi, diğerleri gibi bu şartlara tâbi olacaktır.
Read more
.. CEM SULTAN HADİSESİ Sultan Cem, ağabeyi Sultan II. Bâyezît’le girdiği taht mücadelesiyle ...
Media Removed
.. CEM SULTAN HADİSESİ Sultan Cem, ağabeyi Sultan II. Bâyezît’le girdiği taht mücadelesiyle bilinir. Sultan II. Bâyezît ile kardeşi Sultan Cem arasında cereyân eden şu hâdiseler de, ecdâdımızdaki îman celâdeti ile İslâm’ın bahşettiği güzellik ve fazîleti açık bir şekilde aksettirmektedir: Bâyezîd-i ... ..
CEM SULTAN HADİSESİ

Sultan Cem, ağabeyi Sultan II. Bâyezît’le girdiği taht mücadelesiyle bilinir.

Sultan II. Bâyezît ile kardeşi Sultan Cem arasında cereyân eden şu hâdiseler de, ecdâdımızdaki îman celâdeti ile İslâm’ın bahşettiği güzellik ve fazîleti açık bir şekilde aksettirmektedir:

Bâyezîd-i Velî, 1481 yılında pâdişâh olduktan sonra, saltanatının ilk 14 yılını, kardeşi Sultan Cem’in Osmanlı tahtında hak iddiâ etmesi neticesinde ortaya çıkan problemlerle uğraşarak geçirdi. Bu durum da II. Bâyezît’in, Hristiyanlık âlemine karşı belli ölçüde âtıl kalmasını îcâb ettirdi. Sultan Cem, Bâyezît Han’a:

Ülkemizi ikiye bölelim, yarısında sen hükümdar ol, yarısında ben olayım! diye teklif etti.

Bâyezîd-i Velî ise:

Kardeşim, vatan ümmetin malıdır. Şâyet onu bölersek devlet gücünü kaybeder. Neticede güçsüz beylikler hâline geliriz. Bu büyük bir vebâl olur. Vücûdum ikiye bölünür, fakat ümmetin toprağı bölünmez! diyerek bu teklifi reddetti.

Bu arada Sultan Cem, Rodos şövalyelerinin nâzik bir dille yaptıkları dâvet üzerine Rodos’a gitme gafletinde bulundu. Şövalyeler verdikleri sözleri çiğneyerek onu bir esir gibi Papalığa sattılar. Papalık, Osmanlı üzerine yapılacak bir haçlı seferinde Şehzâde Cem’i kullanmayı plânlıyordu. Fakat bunu başaramayacağını anlayan Papa İnnocent, ona hristiyan olmasını teklif etti. Bu teklif, Sultan Cem’e çok ağır geldi. Son derece mahzûn oldu. Papa’ya:

Değil Osmanlı saltanatını, bütün dünyâyı verseniz, yine de dînimi değiştirmem! dedi.

SULTAN CEM’İN DUÂSI

Haçlılar tarafından İslâm aleyhine kullanılmak istendiğini anladığı zaman Sultan Cem’in Cenâb-ı Hakk’a yaptığı şu niyaz, onun gayret-i dîniyyesini göstermeye kâfîdir:

Yâ Rabbi! Kâfirler eğer İslâm âlemine zarar vermek için beni âlet etmek istiyorlarsa, bu kulunu daha fazla yaşatma! Rûhumu bir an önce dergâh-ı izzetine al!

SULTAN CEM’İN VASİYETİ

Onun bu duâsı müstecâb oldu ki, otuz altı yaşında Napoli’de vefât etti. Fânî dünyâya vedâ ettiği son demlerinde yanındakilere şu vasiyeti yaptı:

Benim ölüm haberimi mutlak bir sûrette her tarafa duyurun! Bunu mutlakâ yapın ki, kâfirlerin benim vesîlemle müslümanlar üzerinde oynamak istedikleri oyunlar nihâyet bulsun!

Devamı yorumda
Read more
.. SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'IN DEMİRYOLLARI! Sultan II. Abdülhamid demiryolu inşasına ehemmiyet ...
Media Removed
.. SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'IN DEMİRYOLLARI! Sultan II. Abdülhamid demiryolu inşasına ehemmiyet vermişti . Toplam 33 yıl (1876–1909) padişahlık yapan Sultan II. Abdülhamid,demiryolu husûsunda şunları ifade eder: Bütün kuvvetimle Anadolu Demiryollarının inşasına çalıştım. ... ..
SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'IN DEMİRYOLLARI!

Sultan II. Abdülhamid demiryolu inşasına ehemmiyet vermişti . Toplam 33 yıl (1876–1909) padişahlık yapan Sultan II. Abdülhamid,demiryolu husûsunda şunları ifade eder:

Bütün kuvvetimle Anadolu Demiryollarının inşasına çalıştım. Bundaki maksadımız, Mezopotamya ve Bağdat'ı Anadolu'ya bağlamak ve Basra Körfezine kadar ulaşmaktır. Alman yardımı ile maksat hasıl olmuştur. Eskiden arazide çürüyen mahsülât ve hububatımız, şimdi rahatça sevkıyat bulmakta, madenlerimiz dünya piyasasına arz edilmektedir. Hasılı, Anadolu için hayırlı, menfaatli bir istikbal hazırlanmıştır.

66 yıllık Osmanlı döneminde (1856-1922) uzunluk rakamlarıyla birlikte inşa edilen demiryollarını şöylece sıralamak mümkün:

İzmir-Aydın ve şubeleri: 610 km,
İzmir-Kasaba ve uzantısı: 695 km,
Rumeli Demiryolları: 2383 km,
Anadolu-Bağdat DY: 2424 km,
Şam-Hama: 498 km,
Yafa-Kudüs: 86 km,
Bursa-Mudanya arası: 42 km,
Ankara-Yahşihan arası: 80 km,
Yekûn: 8.600 km.

Burada önemli bir başka nokta da şudur:

Osmanlı döneminde inşa edilen demiryolu hattının ancak 4000 kilometrelik (yarısından bile az) bölümü, misak-ı millî sınırları içinde kalabilmiş, geri kalan kısmı ise elimizden çıkıp gitmiştir.
Read more
.. OSMANLI DÖNEMİNDE HACCA NASIL GİDİLİRDİ? Osmanlı devrinde hac nasıl yapılırdı? Her sene, ...
Media Removed
.. OSMANLI DÖNEMİNDE HACCA NASIL GİDİLİRDİ? Osmanlı devrinde hac nasıl yapılırdı? Her sene, gerek Osmanlı memleketlerinden ve gerek diğer İslâm ülkelerinden hal ve vakti ve sıhhati müsait olan binlerce Müslüman Mehd-i İslâm olan Mekke-i Mükerreme’ye giderek evvelâ müminlerin ... ..
OSMANLI DÖNEMİNDE HACCA NASIL GİDİLİRDİ?

Osmanlı devrinde hac nasıl yapılırdı?

Her sene, gerek Osmanlı memleketlerinden ve gerek diğer İslâm ülkelerinden hal ve vakti ve sıhhati müsait olan binlerce Müslüman Mehd-i İslâm olan Mekke-i Mükerreme’ye giderek evvelâ müminlerin kıblegâhı olan, Beytullah, yani Kâbe’ye ve ondan sonra Medine-i Münevvere’ye uğrayıp, Ravza-i Mutahhara denilen Cenâb-ı Peygamber’in kabirlerini ziyaret ettikten sonra memleketlerine dönerlerdi ki bu gün de aynı tarz devam etmektedir.

MAHMİL

Osmanlı memleketlerinden her sene devletçe birinci derecede ehemmiyet verilen iki kafilenin hacca gitmesi âdetti. Bunlardan Şam Mahmili denilen Mahmil, Şam’dan, Mısır Mahmili denilen Mahmil, Mısır’dan hareket ederdi. Anadolu’dan, Rumeli’den ve diğer yerlerden gelen ziyaretçiler kafilenin hareketine kadar Şam’da toplanmış olurlardı. Sürre Emini yolda kendisine iltihak edenlerle beraber Şam’a gelirdi. Hacıların su ihtiyaçlarını temin için Üsküdar’dan itibaren, birinci ve ikinci olmak üzere enderunlu iki Sakabaşı tayin olunur ve bunların gözetilmeleri için, yol üzerindeki vali, beylerbeyi, kadı ve naiblere bir fermanla emrolunurdu.

HAC GÜVENLİĞİ

Şam’dan hareket edecek mahmilin muhafaza ve himayesine çok zaman Şam valisi Emir-i Hac tayin olunurdu. Bunun mahiyeti kuvvetlerinden başka, emri altında sırf kafilenin muhafazası için Trablus Şam Paşası ile onun emrindeki Aclun ve Lücun mütesellimlerinin on iki ile on beş bin kişilik cerde denilen kuvvetleri de vardı. Lüzumu halinde Sayda valisine de ferman gönderilerek Trablus Şam valisi emrine verilmek üzere tam-üs-silah, güzide 500 nefer istenirdi.

Şam valisi ve Emir-i Hac olan vezir, Şam kalesindeki hazinede duran ve her sene kafilenin hareketi, esnasında merasim, tehlil ve tekbir ile yerinden çıkarılan Sancak-ı Şerifi de alarak muayyen bir zamanda, son devirlerde, on-beş Şevval’de, bütün ziyaretçiler ve sürre takımıyla birlikte hareket ederek, ilk menzil olan Kubbetü’1-Hac mevkiine konar. Bir taraftan urbanın (çöl bedevileri) saldırısına uğramamak için kafile sıkı bir muhafaza altında güneye doğru yürürdü.

Devamı yorumda
Read more
.. İTALYA'DA BİR YENİÇERİ Bir Osmanlı Yeniçeri’si 1683’deki Viyana Kuşatması’nın hemen ardından ...
Media Removed
.. İTALYA'DA BİR YENİÇERİ Bir Osmanlı Yeniçeri’si 1683’deki Viyana Kuşatması’nın hemen ardından bir yeniçeri İtalya’ya geçip yerleşir. İl Turco olarak çağrılan Yeniçeri’mizin yerleştiği köyün adı Moena. Şimdi, kendilerini bu Türk’ün torunları olarak bilen köy halkı, o zamanlar ... ..
İTALYA'DA BİR YENİÇERİ

Bir Osmanlı Yeniçeri’si 1683’deki Viyana Kuşatması’nın hemen ardından bir yeniçeri İtalya’ya geçip yerleşir. İl Turco olarak çağrılan Yeniçeri’mizin yerleştiği köyün adı Moena. Şimdi, kendilerini bu Türk’ün torunları olarak bilen köy halkı, o zamanlar Ausburg Dükalığı’na bağlıymış. Târih boyunca bir çok kültürün izlerini taşıyor. Avusturya’nın sınır kapısına 165, Roma’ya da 700 kilometre uzaklıktaki Alp’ler üzerindeki Teron'da bölgesinde bulunan bu köy, şirin bir dağ kasabası. Gerçek nüfusu 2600, ancak nüfus kışın 55 bin yazın da 30 bin’e ulaşıyor.

Moena’yı yani Türk Köyü’nü ilk önce Türkoloji dalında öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Anna Masala keşfetmiş. Prof. Masala köyle ilgili ilk tanışmasını şöyle anlatıyor:

Âilemle Moena'da dolaşırken birden (Turchia) yazan bir ok işâreti görmüştüm. Bu işâret bir ara sokağı gösteriyordu. Sokak, Avusturya usulü balkonlu, bol çiçekli ahşap evlerle doluydu. Meydanın ortasında bir çeşme vardı. Çeşmenin sulağının bittiği yerde, bir Yeniçeri büstü bütün heybeti ile sanki bana bakıyordu. Donakaldım, gördüklerimin ne olduğunu sordum. Cevâbı karşısında şoke oldum. Burası bir Türk’e inanç duyan ve asırlarca bunu koruyabilen bir Türk köyüydü. Anlatılan hikâyesi şöyle:

1683 Viyana Kuşatması sonrası yara alan bir yeniçeri donmak üzereyken bir Ausburglu kendisini bulur ve köye yerleştirir. Yeniçeri bir kızla evlenir. Osmanlı erkeği görünümü ile köyün ağası hâline gelir. O zaman köy en çok 30 hânedir. Sık sık dükalığın askerleri vergi toplamak için köye gelmektedir. Bizim Türk, köyünün erkeklerini bu haksız vergiye karşı ayaklandırır. Türk yaşadığı sürece bir daha ne askerler gelirler ve ne de vergi toplanabilir. Kahramanımız kısa sürede, Ladino dilini de öğrenir. Ama hiç bir zaman frenk elbisesine alışamaz.

Başında sarık, belinde kılıç, günlerini geçirir. Türk damat kendini çok sevdirmiş. Türk âdet ve örflerinden hiçbir zaman vazgeçmemiş tir. Öğrettikleri de bugün bile, köylüler tarafından hâlâ bir tabu gibi tatbik edilmeye çalışılıyor. O kasabanın belediye başkanı şöyle anlatıyor:

Ben kendimi bildim bileli her yıl, karnaval sırasında Türk gelenekleri ve Elbiseleri ile tören düzenleriz.

Devamı yorumda
Read more
. EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ HAZRETLERİN’NİN (RADIYALLAHU ANH) KABRİ NASIL BULUNDU? İstanbul’un ...
Media Removed
. EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ HAZRETLERİN’NİN (RADIYALLAHU ANH) KABRİ NASIL BULUNDU? İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed Han hocası Akşemseddîn Hazretleri’ne mürâcaat ederek Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (Radiyallahu Anh) kabrinin bulunması için çalışma başlattı ve yapılan ... .
EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ HAZRETLERİN’NİN (RADIYALLAHU ANH) KABRİ NASIL BULUNDU?

İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultan Mehmed Han hocası Akşemseddîn Hazretleri’ne mürâcaat ederek Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (Radiyallahu Anh) kabrinin bulunması için çalışma başlattı ve yapılan çalışma sonucu Eyüp’te kabri bulundu.

Fâtih Sultan Mehmed Han, İstanbul’un fethinden sonra, daha evvel feth-i mübîn için gelip orada şehîd düşmüş bulunan ashâb-ı güzînin kabirlerini tespit ettirmeye başladı.

Bunlardan Hazret-i Peygamber -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem-’in mihmandarlığını yapan Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (Radiyallahu Anh) kabrini hâssaten tespit ettirmek istiyordu. Ancak düşman tecâvüzlerine karşı muhâfaza maksadı ile gizlenmiş olan bu mübârek kabr-i şerîf, bulunamadı. Bunun üzerine Fâtih, Akşemseddîn Hazretleri’ne mürâcaat ederek:

Efendi Hazretleri! Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin kabrini nasıl bulabiliriz? diye sordu.

FATİH SULTAN MEHMED HAN HAYRET ETTİ

Hazret-i Pîr, birkaç dakika murâkabeye vardıktan sonra Allah'ın izni ile o mübârek ve şanlı sahâbînin kabrinin yerini gösterdi. Oraya işâret olması için bir sopa dikildi. Fakat Fâtih, hocasına îtimatsızlığından değil, ancak gönlünün tamamen mutmain olması için, geceleyin sopanın yerini değiştirdi. Ertesi gün belirlenen yeri kazmak üzere gelindiğinde Akşemseddîn Hazretleri, tekrar murâkabeye vardı ve talebesi Fâtih’in hayret nazarları arasında:

Sul­tâ­nım! İşâretimizin yeri değişmiş! deyip sopayı eski yerine getirdi.

Artık Sul­tân’ın gönlünde hiçbir şüphe kırıntısı dahî kalmadı ve gösterilen yer kazılmaya başlandı. Biraz sonra Ebû Eyyûb Radiyallahu Anh'a âit bir mezar taşı çıktı; Akşemseddîn Hazretleri’nin kerâmeti tahakkuk etti.

Sultan Fâtih’in emri üzerine kabir, tamamen ortaya çıkarılarak üzerine bir türbe, yanına da bir câmi ve medrese inşâ edildi.

Kaynak: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları
Read more
. GAYR-I MÜSLİMLERİN KOPYALAYAMADIĞI TEK İSLAMÎ SANAT Osmanlı’nın nice sanat dallarından ...
Media Removed
. GAYR-I MÜSLİMLERİN KOPYALAYAMADIĞI TEK İSLAMÎ SANAT Osmanlı’nın nice sanat dallarından idâreye kadar hemen her sahada kaydettiği terakkî ve seviyeyi iktibas eden Batı, yalnızca hat sanatımızı iktibas edememiştir. Hüsn-i hat, sahip olduğu bütün incelik ve güzelliğiyle sadece ... .
GAYR-I MÜSLİMLERİN KOPYALAYAMADIĞI TEK İSLAMÎ SANAT

Osmanlı’nın nice sanat dallarından idâreye kadar hemen her sahada kaydettiği terakkî ve seviyeyi iktibas eden Batı, yalnızca hat sanatımızı iktibas edememiştir.

Hüsn-i hat, sahip olduğu bütün incelik ve güzelliğiyle sadece İslâm’a ve müslümanlara has bir sanat olarak tebârüz etmiştir.

Zira bu sanat, asırlardır müslimlerle birlikte gayr-i müslimlerin de dikkat ve alâkasını celbetmiş, ancak onların muttasıl gayretlerine rağmen içlerinden bizdeki seviyede mükemmel bir hattat çıkmamıştır. Denilebilir ki, Osmanlı’nın nice sanat dallarından idâreye kadar hemen her sahada kaydettiği terakkî ve seviyeyi iktibas eden Batı, işte bu sebeple yalnızca hat sanatımızı iktibas edememiştir.

Bu, hüsn-i hattın, yalnız İslâm’a ve müslümanlara münhasır olduğu husûsunu tescîl eden ve ta­rih boyu da şâhid olunan bir gerçektir. Öyle ki bu gerçek, asırlarca evvel Hazret-i Ali -ra­dı­yal­lâ­hu anh- tarafından şöyle ifâde buyrulmuştur:

Hat, üstâdın tâliminde gizlidir. Onun kıvamı da çok meşk etmektedir. Devamı ise, İslâm Dîni üzere olmaya bağlıdır.

Kaynak: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları
Read more
. OSMANLI PÂDİŞAHLARI ADINA HUTBE OKUTAN ÜLKE Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle ...
Media Removed
. OSMANLI PÂDİŞAHLARI ADINA HUTBE OKUTAN ÜLKE Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı adlı eserinde şöyle anlatıyor: Otuz sene önce ilk hacca gidişimde yaşlı bir Afrikalı ile karşılaştım. Bana nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince, esefle ... .
OSMANLI PÂDİŞAHLARI ADINA HUTBE OKUTAN ÜLKE

Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı adlı eserinde şöyle anlatıyor:

Otuz sene önce ilk hacca gidişimde yaşlı bir Afrikalı ile karşılaştım. Bana nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince, esefle başını sallayarak:

Hey gidi şevketlü Devlet-i Osmânî! dedi. Bu bir Afrikalı’nın, Osmanlı’yı hasretle hatırlayıp ondaki güzellikleri hissetmesinin bir ifâdesiydi. Yine o sene Arafat’ta karşılaştığım bir Endonezyalı, Türk olduğumu öğrenince:

Bizler Endonezya’da hutbelerimizi Osmanlı pâdişahları adına okuturduk! demişti. Hâlbuki Osmanlı, Endonezya’ya gitmemişti, fakat onun merhameti, insanlığı ve şefkati tâ oralara kadar ulaşmıştı. Bugün Kafkaslar ve Orta Asya’da ideolojik kuruluş ve mezhepler, kendilerine yer bulabilmek maksadıyla yoğun bir propa-ganda yürütmektedirler. Fakat ne ibretlidir ki, Orta Asya halkı:

Bizler Osmanlı müslümanlarıyız! diye içlerinden gelen müsbet bir hisle bu propagandaları reddetmektedir. Nitekim şimdi halkın bu hassâsiyetini fark eden dînî ve fikrî akımlar, dağıttıkları kitapların üzerlerine Osmanlı câmilerinin fotoğraflarını basıyorlar. Bu, son derece câlib-i dikkat bir vâkıa'dır.
Read more
. OSMANLI’DA ENGELLİLERE VERİLEN ÖZEL EĞİTİM Altı asır dünyaya adâlet ve merhametle hükmetmiş ...
Media Removed
. OSMANLI’DA ENGELLİLERE VERİLEN ÖZEL EĞİTİM Altı asır dünyaya adâlet ve merhametle hükmetmiş Osmanlı Devleti’nde engelliler ve hastalar için sayısız vakıf ve rehabilitasyon merkezleri açılmıştır. Özellikle cami ve pazar yerlerinin yanında “Bîmarhâne: Bakımevi” isimli kurumlar ... .
OSMANLI’DA ENGELLİLERE VERİLEN ÖZEL EĞİTİM

Altı asır dünyaya adâlet ve merhametle hükmetmiş Osmanlı Devleti’nde engelliler ve hastalar için sayısız vakıf ve rehabilitasyon merkezleri açılmıştır. Özellikle cami ve pazar yerlerinin yanında “Bîmarhâne: Bakımevi” isimli kurumlar yaptırılmış, yaşlı ve engellilere, şehrin merkezinde, sosyal hayattan kopmadan barınma, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri verilmiştir.

Dört yaşında sıbyan mektepleriyle başlayan eğitimde, işitme ve konuşma engelli çocuklar da ihmal edilmemiş; Sultan II. Abdülhamid döneminde “bî-zebanlar” adıyla bu çocuklar için özel merkezler açılmıştır. 1891’de buna “Âmalar” sınıfı da ilâve edilmiştir.

Mektepte Türkçe ve Fransızca okuma-yazma dersleri yanında hüsn-i hat, matematik ve meslekî eğitim ile en çok kullanılan kelimeleri telaffuz ettirmeye yönelik “Konuşma Dersleri” okutulmuştur.

Farklı yaş aralığındaki bedenî engeli bulunan öğrenciler, okula giderken zorluk yaşamasın diye mektebe özel kıyafet uygulaması yapılmış; böylelikle halkın ve yoldaki araçların onlara yardımcı olması sağlanmıştır. İşitme ve görme engelli çocuklar, kol kola girdirilerek birbirlerini ikmal etmeleri öğretilmiş, ulaşımda tramvay kullanan çocuklar için indirimli bilet uygulaması başlatılmıştır.

Ülkemizde sosyal yardımların devlet tarafından müesseseleşmesi, II. Abdülhamid Han döneminde, “Dârü’l-Hayr-ı Âlî: Yüksek Hayır Kurumu”nun kurulması ile başlamıştır. Meşrûtiyet döneminde ise, kimsesiz çocuklar için “Dâru’l-Eytam: Yetimler Evi” açılmıştır. 1917’de bu müesseselerin yetersiz kalması üzerine “Himâye-i Etfâl Cemiyeti: Çocuk Esirgeme Kurumu” kurulmuştur.

İnsanların kendi maîşetini kendileri kazanarak başkasına muhtaç olmama hususuna önem veren Osmanlı Devleti’nde herkesin üretime katkıda bulunması sağlanmış, görme engelliler; medreselerde hocalık, câmilerde müezzinlik ve mevlithanlıkla vazifelendirilmiştir. Ayrıca matbaalarda mürettiplik (dizgicilik) işlerinde istihdam edilmiş; işitme ve konuşma engelliler ise daha çok Babıâlî’de odacılık ve hademelik gibi işlerde çalıştırılmıştır.

Devamı yorumda
Read more
. FATİH SULTAN MEHMED HAN'IN GALATA FRENKLERİNE VERDİĞİ AHİTNÂME Fâtih Sultan Mehmed’in 29 ...
Media Removed
. FATİH SULTAN MEHMED HAN'IN GALATA FRENKLERİNE VERDİĞİ AHİTNÂME Fâtih Sultan Mehmed’in 29 Mayıs 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden sonra Galata Frenklerine verdiği âhidname. Ben ki Emir-i Âzam Sultan Murad‘ın oğlu, Padişah-ı muazzam ve Emir-i Âzam Sultan Mehmed Hanım, ... .
FATİH SULTAN MEHMED HAN'IN GALATA FRENKLERİNE VERDİĞİ AHİTNÂME

Fâtih Sultan Mehmed’in 29 Mayıs 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden sonra Galata Frenklerine verdiği âhidname.

Ben ki Emir-i Âzam Sultan Murad‘ın oğlu, Padişah-ı muazzam ve Emir-i Âzam Sultan Mehmed Hanım, yeri ve göğü yaratan Allah'ın namına yemin ederim ki, şehrin Katolik Archontlar tarafından Bab-ı Hümayunumuza mebus olan Archontlar ve Senyör Pallavicino ve Senyör Marki Drifango ve tercüman Nikola Pelazoni tarafından gerçekleştirilen istek üzerine, bugün hükümet idareme boyun eğdiklerinden bütün memleketlerimde görüldüğü üzere, Galata ahalisine kanunlarını ve serbestliklerini bırakıyorum. Binaenaleyh, Galata surları yıkılacak ise de mallarını, evlerini, dükkanlarını, bağlarını, değirmenlerini, gemi ve sandallarını, ticaretlerini eş ve çocuklarını istedikleri gibi idare etmek üzere muhafaza edeceklerdir. Ticaret mallarını memleketimin her tarafında satabilirler. Denizde ve karada serbestçe seyahat edebilirler. Hiçbir gümrüğe, hiçbir angaryaya tabi olmayacaklardır. Ancak itaatim altında bulunan diğer memleketlerde olduğu gibi, vergi ile mükellef olacaklar. Bu kanunlar ve adetler bugünden itibaren ve ebedi olarak devam edecektir. Ben onları kendi şahsım gibi himaye ve müdafaa edeceğim. Oturdukları beldede kilise ve ibadetlerini muhafaza edebilecekler. Dinimizi kabul etmeleri için asla hiçbir zorlama görmeyeceklerdir. Galata ahalisine vaadederim ki, kendilerini bir köle sıfatı ile idare etmeyeceğim. Archonte ve kahyalar rencide edilmeyecektir.

Hilkat-i Alemin 6961’inci ve hicretin 857’nci senesi Cemaziyel evvel evahirinde yazılmıştır.
Read more
. OSMANLI’DA MİSAFİR AĞIRLAMA ÂDÂBI Osmanlılar, gönüllerini tezyîn eden İslâm ahlâkının ...
Media Removed
. OSMANLI’DA MİSAFİR AĞIRLAMA ÂDÂBI Osmanlılar, gönüllerini tezyîn eden İslâm ahlâkının zarâfet ve nezâket numûneleriyle dolu bir hayat yaşamışlardır. Dolayısıyla Avrupa’da insanlar âdeta idârecilerinin eli altında esir muâmelesine tâbî tutularak çok ağır şartlarda yaşarken ... .
OSMANLI’DA MİSAFİR AĞIRLAMA ÂDÂBI

Osmanlılar, gönüllerini tezyîn eden İslâm ahlâkının zarâfet ve nezâket numûneleriyle dolu bir hayat yaşamışlardır. Dolayısıyla Avrupa’da insanlar âdeta idârecilerinin eli altında esir muâmelesine tâbî tutularak çok ağır şartlarda yaşarken Osmanlılar’da müslüman olmayan ahâlî bile gâyet huzur ve rahat içinde ömür sürmekteydi.

Nitekim bu hâli müşâhede edebilen pek çok memleket ve şehir halkının Osmanlı’yı “Gelin, bizleri de sizler idâre edin!” diye dâvet ettiği, târihî bir gerçektir.

Zira o sıralarda Batı’da Galileo gibi bir ilim adamı, İslâm kaynaklarından mülhem olarak «Dünya dönüyor!» dediği için îdâma mahkûm edilmiştir. Yine Batılıların psikiyatrik hastalar hakkında:

Bunların içine cin girmiş! deyip de onları ateşe atmaları, ne büyük bir cehâlet ve cinâyettir.

Bütün bunlar gösteriyor ki, o zamanlar müslüman Türk’ün, ahlâk-ı dîniyye neticesi olarak herkese karşı gösterdiği iyilik ve insâniyeti, gayr-i müslimlerin, kendi dindaşlarına bile göstermediği muhakkaktı.

H. Delamarre:

İstanbul civarındaki gezintilerimde ben hep bu milletin lûtufkârlığına ve misâfirperverlik aşkına şâhid oldum. Rast geldiğim hangi Türk’e yol sorsam, hemen bana rehberlikte bulunuyor, yiyecek ve içecek şeyler husûsunda elinden geleni saklamıyordu. Onların bütün davranışlarında mükemmel bir insâniyet ve kibarlık göze çarpıyordu der.

Dr. A. Brayer:

Osmanlılar’da öyle yüksek bir ruh vardır ki, bu sâyede onlar, her Hak misâfirine mukaddes bir nîmet nazarıyla bakarlar.

Ev sahibi, misâfirine evinin en güzel dâiresini tahsis ederek her hizmetini canla başla yapar. Hattâ misâfiri hastalandığı zaman hekime parasını dahî verir. Zira misâfire masraf yaptırmayı ayıp saymaktadırlar. Misâfir, evden ayrılırken de orada kalmak sûretiyle gösterdiği lûtufkârlığın bir minnet ve şükran hâtırası olarak ev sahibinden kendisine birkaç hediye de takdîm edilir der.

Kaynakça: Osman Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Osman Nuri Topbaş Erkam Yayınları
Read more
. SULTAN I. AHMED VE HEDİYE HÂDİSESİ Câhil ve görgüsüz kimselerin, ârif ve olgun kimseler hakkındaki ...
Media Removed
. SULTAN I. AHMED VE HEDİYE HÂDİSESİ Câhil ve görgüsüz kimselerin, ârif ve olgun kimseler hakkındaki ileri-geri konuşmaları, o zâtların kıymetinden bir şey kaybettirmez. Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur: Engin deniz, kirli bir taşla bulanmaz. İncinen müʼmin, henüz sığ sudur (yani ... .
SULTAN I. AHMED VE HEDİYE HÂDİSESİ

Câhil ve görgüsüz kimselerin, ârif ve olgun kimseler hakkındaki ileri-geri konuşmaları, o zâtların kıymetinden bir şey kaybettirmez.

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:

Engin deniz, kirli bir taşla bulanmaz. İncinen müʼmin, henüz sığ sudur (yani ham hâldedir). Hakkʼa yakınlık kazanmış, mârifetten nasip almış bir müʼmin ise, edep mahrumu câhillerden hakaret görürse, kırılmaz ve gücenmez.

Bir tâlihsiz taş, bir altın kâseyi kırabilir, ama ne taşın kıymeti artar, ne de altının değeri eksilir.

Câhil ve görgüsüz kimselerin, ârif ve olgun kimseler hakkındaki ileri-geri konuşmaları, o zâtların kıymetinden bir şey kaybettirmez.

Küçük ve sığ sular, en ufak bir pislikle kirlenirler. Ancak derya misâli engin sular kolay kolay kirlenmez, bilâkis kendilerine atılan kirli nesneleri bile kirlerinden arındırırlar. Gâfil ve nâdan kimselerin yaptığı kabalıklar, attığı çamurlar ve ettiği hakâretler de deryâ gönüllü kâmil müʼminlerin kalbî muvâzenesini aslâ sarsamaz.

SULTAN I. AHMED’İN HEDİYESİ

Şu hâdise, bu hususta ne güzel bir misaldir:

Bir gün Sultan Ahmed Han, çok sevdiği üstâdı Hüdâyî Hazretleri’ne kıymetli bir hediye göndermişti. Fakat Hüdâyî Hazretleri, devlet ricâlinden hediye alma alışkanlığı olmadığı için kabûl etmedi. Bunun üzerine hediyeyi artık uhdesinden çıkarmış olan Sultan Ahmed Han, onu devrin şeyhlerinden Abdülmecîd Sivâsî Hazretleri’ne gönderdi. Abdülmecîd Sivâsî Hazretleri’nin hediyeyi kabûl etmesi üzerine de onu bir ziyareti esnâsında:

Efendim! Ben bu hediyeyi daha evvel Hüdâyî Hazretleri’ne göndermiştim; kabûl buyurmamıştı. Fakat siz kabûl buyurdunuz! dedi.

Sultânın murâdını anlayan Sivâsî Hazretleri şu hikmetli cevâbı verdi:

Sultânım! Hazret-i Hüdâyî bir ankâdır ki, lâşeye tenezzül etmez!

Bu cevaptan memnun olan Sultan, aradan birkaç gün geçtikten sonra Hüdâyî Hazretleri’ne uğradı. Ona da:

Efendim! Sizin kabûl etmemiş olduğunuz o hediyeyi Abdülmecîd Efendi kabûl buyurdu. dedi.

Hazret-i Hüdâyî de mütebessim bir çehre ile:

Sultânım! Abdülmecîd Efendi bir deryâdır. Koca deryâya bir damlacık mâsivâ kiri düşmesi, onun sâfiyetine zarar vermez! buyurdu.
Read more
. OSMANLI'DA RAMAZAN BAYRAMI (2) BAYRAM TÖRENLERİ Padişah bayram sabahı namazını Hırka-i ...
Media Removed
. OSMANLI'DA RAMAZAN BAYRAMI (2) BAYRAM TÖRENLERİ Padişah bayram sabahı namazını Hırka-i Saadet Dairesi‘nde veya Ağalar Camiinde kılardı. Ardından Hırka-i Saadet Dairesi önüne kurulan tahtına otururdu. Enderun’un güzel sesli hafızları dualar okurlar, ardından görevliler ... .
OSMANLI'DA RAMAZAN BAYRAMI (2)

BAYRAM TÖRENLERİ

Padişah bayram sabahı namazını Hırka-i Saadet Dairesi‘nde veya Ağalar Camiinde kılardı. Ardından Hırka-i Saadet Dairesi önüne kurulan tahtına otururdu. Enderun’un güzel sesli hafızları dualar okurlar, ardından görevliler bunlara hediyelerini verirlerdi. Mehter çalmaya başlayınca bir taraftan da topluluk hep bir ağızdan “Ömrün uzun olsun”! “Iydin said olsun”! (Bayramın mübarek olsun) diye bağırırlar ve dua ederlerdi.

Diğer taraftan padişahı ile bayramlaşma hakkı olan kişiler sabah namazını Ayasofya Camii‘nde kıldıktan sonra saraya gidip Divan-ı Hümayun’da toplanırlardı. Topluluğun geldiği haberi padişaha iletilince, sultan da Arz Odası‘na geçerdi. Daha sonra da görevlilerin dizildiği yoldan tahtın bulunduğu yere gelirdi. Bu sırada görevliler “Aleyke avnullah” diyerek seslenirlerdi.

Tören sırasında kimin nerede duracağı en ufak teferruatına kadar belliydi. Örneğin padişahın oturduğu tahtın arkasında sağda harem ağası, solda da silahtar bulunurdu. Buradaki tören sırasında mehter durmadan çalardı. Bayramlaşmaya gelen padişahı karşılayan nakibüleşraf dua ederdi. Bu duaya âmin diyen padişah tahtına oturur ve devlet adamları rütbelerine göre sağ taraftan gelerek padişahın bayramını tebrike başlarlardı. Veziriazam, kazasker gibi görevliler etek öperken padişah ayağa kalkardı. Bu üst düzey ricalden sonra sıra defterdar, nişancı reisülküttap, defter emini gibi bürokratlarındı. Ancak bunlar öncekiler gibi etek değil eşik öperlerdi. Şeyhülislâm ise padişahın önünde eğilir ve elini öperdi. El etek öpme işlemini bitiren görevliler kendileri için belirlenmiş yere geçerek tören müddetince ayakta dururlardı. Kapıkulu ocaklarının üst düzey subayları da bu bayramlaşmada bulunurdu.

Padişahların bayram merasimini ezbere bilmeleri gerekmezdi. Bayram tahtı kurulup musâfaha başladığı zaman, padişaha kim için ayağa kalkıp, kim için kalkmayacağı usulünce hatırlatılırdı. Kalkması gerektiği an çavuşlar hep bir ağızdan: “Hareket-i hümayun Padişahım! Devletinle bin yaşa!” diye seslenir; tekrar oturması gerektiğinde de, yine gür bir sesle:

Devamı yorumda
Read more
. OSMANLI'DA RAMAZAN BAYRAMI (1) Aslında Iyd-ı fıtr yani Ramazan bayramı Müslümanlar için ...
Media Removed
. OSMANLI'DA RAMAZAN BAYRAMI (1) Aslında Iyd-ı fıtr yani Ramazan bayramı Müslümanlar için bir hüzündür. On bir ay yolunu gözledikleri çok kıymetli bir misafiri, bir sultanı yolcu etmişlerdir. Öte yandan on bir ayın sultanı mübarek Ramazanı şerife ulaşmanın, onun getirdiği feyiz ... .
OSMANLI'DA RAMAZAN BAYRAMI (1)

Aslında Iyd-ı fıtr yani Ramazan bayramı Müslümanlar için bir hüzündür. On bir ay yolunu gözledikleri çok kıymetli bir misafiri, bir sultanı yolcu etmişlerdir. Öte yandan on bir ayın sultanı mübarek Ramazanı şerife ulaşmanın, onun getirdiği feyiz ve bereketlere nail olmanın ve o ayda Rabbinin rızasına kavuşmanın neticesidir bayram. Osmanlılarda Ramazan ayı saraydan köylere kadar bir ve beraber heyecanla geçirildiği gibi bayramda huşu ve muhabbetle kutlanırdı.

Bir cihan devleti olan Osmanlı İmparatorluğu, İslâm medeniyetinin en ihtişamlı temsilcisi olarak yeryüzüne hükmettiği devirlerde, her şey gibi bayramlar da tebaaya manevi bir haz ve bambaşka bir zevk verirdi. Devletin öngördüğü her işin tertipli ve intizamlı bir şekilde yürümesine önem veren Osmanlı padişahları, Topkapı Sarayı’nda yapılacak olan Bayram merasiminin de, Devlet-i Aliyye’nin şanına yaraşır bir biçimde yürütülmesine büyük özen gösterirdi.

Öyle ki, bayram töreni ile ilgili düzenlemeler, basit bir şekilde hazırlanmasına rağmen Osmanlı Devleti’nin ilk Kanunnamesinde dahi yerini almış; törenin ne şekilde yapılacağı ve merasim heyetinin kimlerden oluşacağı titizlikle belirlenip kararlaştırılmıştı.

Osmanlı Devleti’nde Bayram töreni ile ilgili ilk resmî düzenleme Fatih Sultan Mehmed tarafından yapılmıştır.İstanbul’un fethinden sonra şehrin en güzel yerinde büyük ve muhteşem bir saray inşa ettiren cihan padişahı, çıkardığı ilk Osmanlı Kanunnamesinde burada yapılacak Bayram töreninin adap ve erkânını da açıklamıştı.

Bayram törenlerinin hazırlıkları Teşrifat Kalemi’nin, yani Protokol Müdürlüğü’nün vazifesiydi. Padişah için düzenlenecek tebrik töreninin teferruatı bu daire tarafından hazırlanır ve işlemler buna göre yürürdü. Ramazan Bayramı namazı ve bayramlaşma merasimine katılacaklara davet tezkireleri dağıtılırdı.

ARİFE DİVANI

Sarayda bayram merasimleri Ramazanın son gününde “Arife Divanı” ile başlardı. O gün öğle namazından sonra, divan çavuşları tören kıyafetiyle Divanhane’nin (Kubbealtı) önünde saf tutarlardı. Tören kıyafetinin bir parçası olarak ellerinde tuttukları uzun sopalarla görülmeye değer bir manzara oluşurdu.

Devamı yorumda
Read more
. BÜYÜK İTİRAFLARLA DOLU OSMANLI MEKTUBU Alman imparatoru Ferdinand’ın büyük itiraflarla ...
Media Removed
. BÜYÜK İTİRAFLARLA DOLU OSMANLI MEKTUBU Alman imparatoru Ferdinand’ın büyük itiraflarla dolu Osmanlı hakkındaki mektubu… İspanya kralı, Kânûnî’nin kaptan-ı deryâsı Barbaros Hayreddîn Paşa’nın fetih hamlelerinden nefes alamayıp müslüman beldelerinde istediği zulmü icrâ ... .
BÜYÜK İTİRAFLARLA DOLU OSMANLI MEKTUBU

Alman imparatoru Ferdinand’ın büyük itiraflarla dolu Osmanlı hakkındaki mektubu…

İspanya kralı, Kânûnî’nin kaptan-ı deryâsı Barbaros Hayreddîn Paşa’nın fetih hamlelerinden nefes alamayıp müslüman beldelerinde istediği zulmü icrâ edemeyince, buna karşılık kuru bir cesaretle Anadolu topraklarına doğru intikam seferine karar vermişti. O sıralarda Kânûnî Sultan Süleyman Hân’ın Avrupa içlerinde bulunması da kendisini bu hususta bir hayli heveslendirmişti. Ancak durumu öğrenen Alman imparatoru Ferdinand, hem İspanya kralının gerçekleri görerek hareket etmesi, hem de Kânûnî’ye karşı kendisine bir müttefik bulabilmek gâyesiyle ona, Osmanlı hakkında büyük itiraflarla dolu şu mektubu yazmak zorunda kaldı:

Kardeşim İspanya Kralı! Duydum ki, Osmanlılar Avrupa seferinde iken sen de bu fırsattan istifâde ile Anadolu’ya sefere çıkacakmışsın! Doğrusu bu hareketi yerinde ve isâbetli bulmadım. Zira ben, hayatım boyunca bizlerden birinin Anadolu’ya sefer yaparak orada bir kaleyi veya herhangi bir yeri fethederek ellerinde tutabildiklerini görmedim. Bir müddet elde tutulabilenler de, dâimâ Türkler tarafından tekrar geriye alınmışlardır. Anadolu bir tarafa, bizim memleketimizde fethettikleri yerleri bile geri alamıyoruz.

Bir düşün; nice yıldır hangi kaleyi aldık da elimizde tutabildik? Hangi şehri veya kasabayı ele geçirdik de tekrar geri vermedik? Bilesin ki, senin memleketinden çok uzak yerlerde böyle mâcerâlara atılman doğrusu boş işlerdir.

Yine bilesin ki, Pâdişah ve askerleri yerlerinde yok diye Anadolu’ya sefere çıkman, kükremiş bir arslanın açık ağzına elini koyman demektir ki, böyle bir durumda bir daha elini onun ağzından aslâ koparamazsın! Gel, sen bu işten vazgeç! Gel, bana yardım et! Eğer bana yardım etmezsen benim ömrüm tamamlanmış ve işim bitmiş olur. Bu da, sıranın size gelmesi demektir.

Görüldüğü gibi Kânûnî devri, samîmiyetle inanan ve rızâ-yı ilâhîyi yürekten dileyen insanlara Allâh’ın yardımının şanlar ve zaferler yağmuru hâlinde tezâhür ettiği gerçeğinin bir örneğidir. Öyle ki, krallar, Kânûnî’nin vâlileri hükmündeydi.

Kaynak: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları
Read more
. OSMANLI’DA “KUL HAKKI” HASSASİYETİ Osmanlı'da İnsanı merkez alan adâlet anlayışının kaynağı, ...
Media Removed
. OSMANLI’DA “KUL HAKKI” HASSASİYETİ Osmanlı'da İnsanı merkez alan adâlet anlayışının kaynağı, hiç şüphesiz ki Kur’ân-ı Kerîm’dir. Îmandan neş’et eden “kul hakkı” hassâsiyeti, zulüm ve haksızlıklara karşı büyük bir engel teşkil etmiştir. Bu yüzden hiçbir zaman pâdişahlar ve ... .
OSMANLI’DA “KUL HAKKI” HASSASİYETİ

Osmanlı'da İnsanı merkez alan adâlet anlayışının kaynağı, hiç şüphesiz ki Kur’ân-ı Kerîm’dir. Îmandan neş’et eden “kul hakkı” hassâsiyeti, zulüm ve haksızlıklara karşı büyük bir engel teşkil etmiştir. Bu yüzden hiçbir zaman pâdişahlar ve idareciler, zulmü bir idâre metodu olarak benimsememişlerdir. Dolayısıyla da sistematik bir haksızlık ve kasıtlı bir adâletsizlik aslâ vukû bulmamıştır. Hasbe’l-beşer meydana gelen bâzı haksızlıklar ise hakîkat ortaya çıktığında derhâl cezalandırılmıştır.

Avrupa’da henüz “insan hakları”nın adı bile bilinmezken Osmanlı’da yaşanan “kul hakkı” hassâsiyeti, hiç şüphesiz ki İslâm’a bağlılığın muhteşem tezahürlerinden yalnızca biriydi.

Başta pâdişahlar olmak üzere bütün Osmanlı ordusunun “helâl lokma” husûsundaki dînî titizlik ve hassâsiyetleri de çok mühimdir. Onlar, “Haram yiyen harâmî olur.” düstûruyla hareket ederek “kul hakkı”ndan son derece ictinâb etmişlerdir.

MISIR SEFERİ’NİN HİKÂYESİ

Nitekim Mısır seferinde Yavuz Sultan Selîm Hân’ın, rûhunu saran bir endişe üzerine askerlerinin torbalarını, geçilen yerlerden koparılmış meyve var mı, yok mu diye hassâsiyetle kontrol ettirmesi ve:

Şâyet askerlerimin torbalarında, geçmiş olduğumuz yerlerden alınmış bir şey bulunsaydı, Mısır seferinden vazgeçecektim! demesi, çok meşhurdur.

Böyle cihangirler yetiştiren Osmanlı’da devlet idâresine istihkâk; -müslüman olmaya ilâveten- memur olacağı işe liyâkate bağlıydı. Bu liyâkati gösterenlerin, ırken hangi millete mensup olduklarına aslâ bakılmazdı. Liyâkatsizlere ise, toplumun menfaatini ferdin menfaatine fedâ etmemek için, devlet kapısı aslâ açılmazdı.

Kaynakça: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları
Read more
. SULTAN ABDÜLAZİZ HAN’IN DİNDAR KİŞİLİĞİ Abdülazîz Han, vatanperverâne gayretleri sonunda ...
Media Removed
. SULTAN ABDÜLAZİZ HAN’IN DİNDAR KİŞİLİĞİ Abdülazîz Han, vatanperverâne gayretleri sonunda yedi-sekiz yüz bin kişilik, son sistem silâhlarla mücehhez bir kara ordusu yanında dün­yanın ikinci büyük donanmasını da ortaya çıkarmıştı. O tarihte donanma, bugünkü hava kuvvetleri ... .
SULTAN ABDÜLAZİZ HAN’IN DİNDAR KİŞİLİĞİ

Abdülazîz Han, vatanperverâne gayretleri sonunda yedi-sekiz yüz bin kişilik, son sistem silâhlarla mücehhez bir kara ordusu yanında dün­yanın ikinci büyük donanmasını da ortaya çıkarmıştı. O tarihte donanma, bugünkü hava kuvvetleri gibi sür’atli bir gelişme arz etmekte ve büyük bir ehemmiyet taşımaktaydı.

Bunun için de Haliç’te büyük bir tersane kurdurmuştu. Askerî ve sivil pek çok fabrika tesis ettirerek sanayî inkılâbı yolunda da ciddî adımlar atmıştı.

Sultan Abdülazîz’in ordu ve donanmaya bu kadar ehemmiyet vermesi sebepsiz değildi. O, Rusya’yı yenersek, bu zaferin bize en az yüz sene daha münâkaşasız bir sû­ret­te büyük devletlerden olmak imkânını sağlayacağını söylüyor ve çoktan elden çıkmış bulunan Kırım’ı geri almak gâyesini güdüyordu. Fakat ne yazık ki, devlet gizli bir işgâle mâruz kaldığı için Sultan Abdülazîz Han, bu emeline ulaşamadan tahttan uzaklaştırılarak fecî bir sû­ret­te şehîd edilecekti.

O gâyet dindarâne ve intizamlı bir hayat süren dürüst bir insandı. Hayatı boyunca su yerine zemzem içecek kadar takvâ sahibi idi. Hattâ Avrupa’ya seyahate gittiği zaman, abdest suyunu beraberinde götürdüğü rivâyet edilir. Muntazaman namaz kılar ve çok çok Kur’ân-ı Kerîm okurdu. Câniyâne bir sû­ret­te katledildiği zaman, odasındaki küçük masanın üzerinde “Sûre-i Yûsuf” açık olduğu hâlde bir Kur’ân-ı Kerîm bulunmuştu. Onun mübârek kanlarının bulaştığı bu Kur’ân-ı Kerîm, şimdi Topkapı Sarayı’nda muhâfaza edilmektedir.

SULTAN'IN MEDİNE'YE OLAN MUHABBETİ

Bir gün hasta yatağında baygın ve sararmış bir vaziyette yatarken Sultan Abdülazîz’e:

Medîne-i Münevvere mücâvirlerinden bir dilekçe var! denildiğinde yâverlerine:

Der­hâl beni ayağa kaldırınız! Harameyn’den gelen talepleri ayakta dinleyeyim! Allah Rasûlü’ne komşu olanların talepleri, böyle ayak uzatılarak edebe mugâyir bir şekilde dinlenemez! diyerek Medîne’ye ve Hazret-i Peygamber -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem-’e olan muhabbetini güzel bir sû­ret­te izhâr etmiştir.

Her Medîne-i Münevvere postası geldiğinde abdest tâzeler, mektupları:

Bunlarda Medîne-i Münevvere’nin tozu var! diye öpüp alnına götürür, ondan sonra başkâtibe uzatır ve:

Aç, oku! derdi.
Read more
. OSMANLI'DA MAHYA SANATI İslamiyet’in ilk asırlarından beri mübarek ge­celerde halkın ibadeti ...
Media Removed
. OSMANLI'DA MAHYA SANATI İslamiyet’in ilk asırlarından beri mübarek ge­celerde halkın ibadeti için camilerin ge­ce boyu açık kalması ve kandillerle ay­dınlatılması geleneği vardı. Ramazan ayında çift minareli camilerin minareleri arasına kandillerle aydınlatılarak yazılar ... .
OSMANLI'DA MAHYA SANATI

İslamiyet’in ilk asırlarından beri mübarek ge­celerde halkın ibadeti için camilerin ge­ce boyu açık kalması ve kandillerle ay­dınlatılması geleneği vardı. Ramazan ayında çift minareli camilerin minareleri arasına kandillerle aydınlatılarak yazılar yazılması Osmanlı döneminde bir sanat haline gel­miştir. Osmanlılar’ın ilk mahyayı ne zaman kullandıkları hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber 16. yüzyılın sonlarında mahyaların kullanıldığını III. Murad’ın bir tezkiresinde (1588) görebiliyoruz. Selatin camileri genellikle çift minareli olmasından dolayı mahya için uygun camilerdir. Eyüp camiinin minareleri kısa olduğu için 1723 yılında mahya kullanılmaya uygun şekilde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın emri ile yükseltilmiştir. Mahyalarda genellikle sülüs yazı kullanılmıştır. Fetih suresinin ilk ayeti, “Mâşallah”, “Bismillah”, “Leyle-i Kadir”, gibi yazılar ve Ramazan’ın son günlerinde ise “elveda”, “el-firak” gibi yazılar mahyalarda kullanılmıştır. Osmanlı’da mahyacılık bir meslek olarak devam etmiştir. Mahyacıların bu mesleğe kabul edilmesi için mesleki yeterlilikleri şimdiki ismi ile bir jüri tarafından test edildikten sonra bu işe başlayabilirlerdi.

ESKİ MAHYALAR NASIL HAZIRLANIYORDU?

Mahya ve Mahya sanatı günümüzde led’li ve elektronik sistemlerle çok daha hızlı ve ekonomik bir şekilde hazırlanmaktadır. Ancak, özellikle mahya sanatının ve mahyacılığın ilk dönemlerinde mahya hazırlanması ve asılması, oldukça yorucu ve zaman alıcı bir işti. Tek bir mahyanın hazırlanması için yüzlerce kandilin iplere tek tek dizilmesi gerekmekteydi. Mahyayı hazırlayan sanatçı öncelikle yapacağı tasviri veya yazacağı yazıyı kareli kağıtların üzerinde eskiz olarak hazırlardı. Hazırladığı bu mahya eskizi üzerinde atması gereken düğümleri, asacağı kandillerin yerini belirledikten sonra, kandillerin asılmasına başlanırdı. Mahyanın hazırlanmasından sonra asılması da oldukça zordu. Mahya minareler arasına asıldıktan sonra bütün kandillerin tek tek yakılması gerekirdi. Mahya sanatçıları her güne ayrı ve özel bir tasvir hazırlamak için bütün gün çalışırlardı.
Read more
. OSMANLI DÖNEMİNDE MÜBAREK RAMAZAN AYI (4) CERRE ÇIKMAK Cerre çıkmak Ramazan geleneklerinden ...
Media Removed
. OSMANLI DÖNEMİNDE MÜBAREK RAMAZAN AYI (4) CERRE ÇIKMAK Cerre çıkmak Ramazan geleneklerinden birisiydi. Osmanlı Devleti’nde medreselerde yaz tatilleri “Üç Aylar”da verilirdi. Bu tatillerde seçilmiş medrese talebeleri hem kendi bilgilerini pekiştirmek, hem de dinî konularda ... .
OSMANLI DÖNEMİNDE MÜBAREK RAMAZAN AYI (4)

CERRE ÇIKMAK

Cerre çıkmak Ramazan geleneklerinden birisiydi. Osmanlı Devleti’nde medreselerde yaz tatilleri “Üç Aylar”da verilirdi. Bu tatillerde seçilmiş medrese talebeleri hem kendi bilgilerini pekiştirmek, hem de dinî konularda halkı aydınlatmak için Osmanlı topraklarının farklı bölgelerine gönderilirlerdi. Bu gönderme olayına “cerre çıkmak” denirdi.

Medrese öğrencileri için cerre çıkmayı bir noktada bugünkü üniversitelerin staj eğitimleri gibi anlaşılmasında da bir sakınca yoktur.

HUZUR DERSLERİ

Osmanlı padişahları devletin kuruluşundan itibaren ilim öğrenmeyi desteklemek ve il­­mi canlılığı devam ettirmek adına ulemayı etraflarında toplayarak ilmî münazaralar ter­tip etmişlerdir. Osmanlı sarayının Ramazan ayında tertip ettiği ilmî faaliyetlerinden en önemlisi huzur dersleri idi. Ramazanın ilk on veya sekiz gününde yapılan huzur dersleri şeyhülislam tarafından ulemadan belli sayıda seçilerek günlere paylaştırılır ve içlerinden en liyakatli âlimin bir ayeti tefsir etmesi ile başlardı. Tefsir eden âlime mukarrir, müzakereci durumun­da olan âlimlere de muhatap denilmiştir. Mukar­rir ve muhataplar tam bir ilmi serbestiyet içerisin­de soru cevaplarla bu dersleri zengin ve dolu ilmî münazaralar halinde devam ettirmişlerdir.

ZİMEM DEFTERİ

Osmanlı’da Ramazan günlerinde zenginler, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav vb. dükkânlarına girer, onlardan Zimem defterini yani veresiye defterini çıkarmalarını isterdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sayfaların yekununu yaptırıp, “Silin borçlarını… Allah kabul etsin” der, çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezdi.
Read more
. İSTANBU'UN FETHİNİ İNŞA EDEN MANEVİ MİMARLAR Nasıl ki bir meyvenin olgunlaşabilmesi su, ...
Media Removed
. İSTANBU'UN FETHİNİ İNŞA EDEN MANEVİ MİMARLAR Nasıl ki bir meyvenin olgunlaşabilmesi su, güneş ve toprakla beslenmesi gerekiyorsa insanın da olgunlaşabilmesi için onu besleyecek kaynaklara ihtiyacı vardır. Keza “Fetih” fikrini Sultan Fatih’in zihnine yerleştiren ve fidan ... .
İSTANBU'UN FETHİNİ İNŞA EDEN MANEVİ MİMARLAR

Nasıl ki bir meyvenin olgunlaşabilmesi su, güneş ve toprakla beslenmesi gerekiyorsa insanın da olgunlaşabilmesi için onu besleyecek kaynaklara ihtiyacı vardır. Keza “Fetih” fikrini Sultan Fatih’in zihnine yerleştiren ve fidan halindeki fikri olgunlaştırıp, meyve vermesini sağlayan da onu mânen besleyen hocaları olmuştur.

Daha küçük yaşlardan itibaren titiz bir eğitimden geçen Fâtih, gönül eğitimini Akşemseddîn -kuddise sirruh- Hazretleri’nin mânevî terbiyesinde ikmâl etmiştir. Bu terbiyenin başlayışı şöyle olmuştur:

HACI BAYRÂM-I VELİ FETHİ ÖNCEDEN GÖRDÜ

Hacı Bayrâm-ı Velî, Sultan II. Murad’ı ziyarete gelmişti. Yanında talebesi ve mânevî evlâdı Akşemseddîn de vardı. Sultan Murad Han, bu mübârek zâtın feyzinden oğlu Şehzâde Mehmed’in istifâde etmesini istedi. Her cengâver sultan gibi Murad Han da İstanbul’un fethini hayâl ediyordu. Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri’ne:

Acep İstanbul’un fethi kime müyesser olacak? diye sorunca, o da:

Feth-i mübîni görmek şu şehzâde ile Akşemseddîn’e nasîb olacak! cevabını verdi.

Bu açık kerâmet ile duygulanan Murad Han, Hacı Bayrâm-ı Velî Haz­ret­leri’nin izin ve işareti üzerine, oğlunu Akşemseddîn’in terbiyesine teslim etti. Akşemseddîn, Şehzâde Mehmed’in mânevî terbiyesini üzerine alarak, onu feth-i mübîne mânen hazırladı.

Bu hazırlıkta diğer hocaların rolleri de son derece müessir olmuştur.

MOLLA GÜRANİ İLE FATİH’İN FETİH MUHABBETİ

Bir defasında hocası Molla Gürânî, vakit gece yarısı olduğu hâl­de, Şehzâde Mehmed’in odasının ışığını yanık olarak gördü. Merak etti. Yanına girdi:

Şehzâdem niye uyumadın? dedi.

O da:

Hocam, mütâlaa ediyordum.. karşılığını verdi.

Hocası sordu:

Hangi dersi mütâlaa ediyordun?

Fâtih cevap vermeyip sustu.

Hocası çalıştığı dersi merak edip onun masası üzerindeki yığınla evrâkı karıştırdı. Hepsi İstanbul’un müstakbel fetih projeleri idi. O, fethin nasıl gerçekleşebileceğini plânlıyordu. Hocası:

Bunlar nedir evlâdım? deyince Fâtih, içinde gizlediği sırrı açıklamak zorunda kaldı. Hocasına:

Devamı yorumda
Read more
. İSTANBUL’UN FETHİNDEN ÖNCEKİ SON İSTİŞARE Fâtih Sultan Mehmed Han, ashâb-ı kirâm zamanından ...
Media Removed
. İSTANBUL’UN FETHİNDEN ÖNCEKİ SON İSTİŞARE Fâtih Sultan Mehmed Han, ashâb-ı kirâm zamanından beri devam edegelen ve İstanbul’un fethini hedef alan ulvî bir heyecan şerâresi hâlindeki hamlelerin sonuncusunun başkumandanlığını yapıyordu. Yaratılışındaki istîdatlar, almış ... .
İSTANBUL’UN FETHİNDEN ÖNCEKİ SON İSTİŞARE

Fâtih Sultan Mehmed Han, ashâb-ı kirâm zamanından beri devam edegelen ve İstanbul’un fethini hedef alan ulvî bir heyecan şerâresi hâlindeki hamlelerin sonuncusunun başkumandanlığını yapıyordu.

Yaratılışındaki istîdatlar, almış olduğu maddî ve kalbî eğitimle birleşerek, onu “feth-i mübîn”e çoktan hazırlamış bulunuyordu. Şuuraltında bununla o kadar doluydu ki çocukluğundan beri elinde kâğıt-kalem, dâimâ fetih projeleri ile meşgul olmuştu. Âdeta vird hâlinde:

Ya Bizans bizi alır, veya biz Bizans’ı alırız! diyordu.

ALİMLER İLK ÖNCE RAZI OLMADI

Yirmi bir yaşında pâ­di­şah olduktan hemen sonra ulemâ ve ümerâyı toplayıp İstanbul’un fethini istişâre etti. Ancak toplantıya katılanların ekserîsi:

Kostantiniyye’nin fethi, ancak Mehdî’nin işidir! dediler ve bu işe râzı olmadılar.

AKŞEMSETTİN HAZRETLERİ İTİRAZ ETTİ

Bunu işiten Akşemseddîn Hazretleri, ortaya çıkan neticeye hemen müdâhale etti ve:

Hayır! Sul­tâ­nımız Mehmed Han, Kostantiniyye’yi fethedecektir! diyerek kararın, fethe teşebbüs edilmesi gerektiği yönünde çıkmasını sağladı.

Yüreği, çocukluğundan beri İstanbul fethinin hasretiyle yanan Sultan Mehmed Han da, bundan ziyâdesiyle memnun kaldı. Der­hâl fetih hazırlıklarının yapılmasını emretti.

Fahr-i Kâinât -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem-’in 900 sene evvelki müjdesini gerçekleştirerek, O’nun müjdesindeki iltifatlarına nâil olmak için asker, kumandan, sultan, âlim ve evliyânın gönülleri, büyük bir vecd ve heyecan çağlayanı hâline gelmiş bulunuyordu.

BAŞARISIZ FETİH HAMLELERİ AZMİ ARTTIRDI

Fâtih ve askerlerinin asıl gücü, bundan kaynaklanıyordu. Nitekim Hâlid bin Zeyd -ra­dı­yal­lâ­hu anh-’tan itibaren İstanbul’a karşı vâkî her sefer ve her fetih hamlesi, neticesiz kaldıkça, ümit ve cesaretleri kıracağı yerde, bilâkis dökülen mübârek sahâbe kanlarının inzimâmıyla (ilâvesiyle) mücâhidlerin azmini bileyen bir müessir güç hâline geliyordu.

Evvelki başarısız hamleler ve bu yolda sarf edilmiş neticesiz emekler, sanki yağmur dolu bulutların mecbûrî bir inişle boşalması gibi fethin de, artık zuhur safhasına in­ti­kâlini zarûret hâline getiriyordu.

Devamı yorumda
Read more
. OSMANLI DÖNEMİNDE MÜBAREK RAMAZAN AYI (3) Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda ...
Media Removed
. OSMANLI DÖNEMİNDE MÜBAREK RAMAZAN AYI (3) Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. Evde iftar zamanı için üç sofra kurulurdu. ... .
OSMANLI DÖNEMİNDE MÜBAREK RAMAZAN AYI (3)

Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. Evde iftar zamanı için üç sofra kurulurdu. Birinde evin erkeği ve erkek misafirler, diğerinde evin hanımı ve hanım misafirler, diğerinde de var ise evin hizmetkarları ve davetsiz misafirler olur, evde hazırlanan üç sofrada da aynı yiyecek ve içecekler bulunurdu. Mübarek Ramazan ayında dikkat edilmesi gereken ve özellikle vurgulanması gereken konu da şüphesiz eşit yiyecek ikramıdır. Osmanlı’da da herkes eşit kabul edilir ve Allah’ın bahşettiği tüm nimetler herkes ile paylaşılırdı.

MİSAFİRLERE DİŞ KİRASI VE HEDİYELER VERİLİRDİ

Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra "Kesenize bereket", "Allah daha çok versin", "Ziyade olsun" gibi dualarla konaktan ayrılırlardı. Diş kirası denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıdır. Tabii işin aslı, bu vesile ile muhtaçlara yardımda bulunmak onları sevindirmektir.

Fatih dönemi sadrazamlarından Mahmut Paşa bu konuda çok güzel örnek olmuştur. Mahmut Paşa, Ramazan ayı geldiğinde kesenin ağzını açar, konağında halka iftar verirdi. Paşanın sofrasında oruç açanlar, “diş kirasına” ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini dört gözle beklerdi. Dişlerine takılma ihtimali olan sert bir sahte nohut yakalama ümidiyle.. Bu sahte nohut konusu da çok enteresandır. Çünkü Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar atardı.
Read more
. OSMANLI’DA MÜBAREK RAMAZAN AYI (2) Mübarek yerler ziyaret edilirdi Ramazan âdetlerinden ...
Media Removed
. OSMANLI’DA MÜBAREK RAMAZAN AYI (2) Mübarek yerler ziyaret edilirdi Ramazan âdetlerinden biri de cami ye mezarları ziyaret etmekti. İstanbul’da Ramazan’ın en güzel, en yoğun şekilde yaşandığı semtler Eyüb, Fatih, Koca Mustafa Paşa, Üsküdar ve Beşiktaş’tı. Öncelikle Ebu ... .
OSMANLI’DA MÜBAREK RAMAZAN AYI (2)

Mübarek yerler ziyaret edilirdi

Ramazan âdetlerinden biri de cami ye mezarları ziyaret etmekti. İstanbul’da Ramazan’ın en güzel, en yoğun şekilde yaşandığı semtler Eyüb, Fatih, Koca Mustafa Paşa, Üsküdar ve Beşiktaş’tı.

Öncelikle Ebu Eyyüb el-Ensari ve onunla birlikte İstanbul önüne cihada gelen eshâb-ı kiram türbeleri veya makamları ziyaret edilirdi. Koca Mustafa Paşa’da Sünbül Efendi, Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayî, Beşiktaş’ta Yahya Efendi dergahları dolar taşar, türbeleri önünde uzun ziyaretçi kuyrukları oluşurdu.

Evet eskiden kuyruklara sadece türbeleri ziyarette rastlandırdı.

Ramazanın onbeşinde ise Peygamberimizin Veysel Karani hazeretlerine hediye ettiği Hırka-i şerifin bulunduğu cami ziyaret edilirdi. Hırka-i şerif günümüzde Ramazanın başında ilk Cuma günü ziyarete açılıp Bayram akşamına kadar açık tutulmaktadır. Ziyaretçi akını ise İstanbul dışından gelenler de dahil olmak üzere artarak devam etmektedir.

Peygamber efendimizin Ka’b bin Züheyr’e hediye ettiği hırka ise Yavuz Sultan Selim zamanından beri Topkapı Sarayı‘nın en nadide misafiridir. O da her yıl Ramazan’ın 15’inden itibaren saray halkının ziyaretine açılırdı.

MAVİ GÖK BİLE

Hırka-i hazret-i Fahr-i Resûle
Atlas-ı çarh olamaz pâye-endâz
Yüz sürüp zeyline takbîl ederek
Kıl şefî-i ümeme arz-ı niyâz.
Şeyhülislam Arif Hikmet Bey

SARAYDA RAMAZAN BAŞKAYDI

Ramazan ayının Osmanlı saray hayatına kattığı bir gelenek de Sultan III. Mustafa Han devrinden itibaren sarayda icra olunmaya başlanan huzur dersleriydi.

Sultan II. Abdülhamid Han zamanında huzur dersleri Ramazan’da ikindi namazından sonra haftada iki gün esasına göre Yıldız‘daki Çit kasrında yapılır ve Sultan Abdülhamid Han yüksekçe bir mindere otururdu. Karşıda ders veren ile dinleyiciler bulunurdu. Davet üzerine devlet ricali de derste hazır olurdu. Padişah dersi anlatan ile buna sual soranların münazaralarını dinlerdi.

Devamı yorumda
Read more
. OSMANLI’DA MÜBAREK RAMAZANAYI (1) Osmanlılar zamanında, Ramazan’ın gelişi büyük bir sevinçle ...
Media Removed
. OSMANLI’DA MÜBAREK RAMAZANAYI (1) Osmanlılar zamanında, Ramazan’ın gelişi büyük bir sevinçle karşılanırdı, Ramazan’ı haber veren davullar çalmaya, kandiller yanmaya başlayınca herkes birbirini tebrik eder, iftar vermek için fakirler paylaşılamazdı. Osmanlı ülkesinde, ... .
OSMANLI’DA MÜBAREK RAMAZANAYI (1)

Osmanlılar zamanında, Ramazan’ın gelişi büyük bir sevinçle karşılanırdı, Ramazan’ı haber veren davullar çalmaya, kandiller yanmaya başlayınca herkes birbirini tebrik eder, iftar vermek için fakirler paylaşılamazdı.

Osmanlı ülkesinde, Ramazan ayı, hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlardı. Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce orucu bırakınız (bayram yapınız!)” hadis-i şerifine mutlak surette uyardı. Şayet Ramazan hilali gökte görülemezse Şaban ayı otuza tamamlanır. Ertesi gün oruca niyetlenilirdi.

Bu sebeple Şaban ayının 28’i geldiğinde halkı bir heyecan sarardı. İstanbul’da zahmetsizce ayı görebilmenin mümkün olduğu yerler yangın kulesi, Süleymaniye, Fatih, Sultan Selim ve Cerrah Paşa camilerinin minareleri olduğundan buralara özel seçilmiş doğru ve itimat edilir memurlar gönderilirdi. Bunların yanına cami hademeleri ile bazı meraklılar da katılırdı. Ramazan hilalini görenler olursa süratle kadılığa gelip haber verirlerdi. Bulutlu havada hilali bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise bir çok kimsenin söylemesiyle kadı Ramazan olduğunu ilan ederdi.

KANDİL VE DAVULLA İLAN EDİLİRDİ

Süleymaniye Camii kandilcileri aldıkları işaret üzerine kandilleri yakarak ve bekçiler davullarını çalarak Ramazan’ın başladığını mahalle halkına duyurmaya başlarlardı.

Şükür bu aya girdik

Akşam hilali gördük

Sevinçlere gark olduk

Yüzü toprağa sürdük.
Aleme rahmet geldi

Büyük bir nimet geldi

Ramazanla birlikte

Müjde-i Cennet geldi.

Ramazanın ilanından dolayı bütün Müslümanların büyüklü küçüklü sevinç ile birbirlerini tebrik etmeleri adetti.

FAKİRLER BAŞTACI EDİLİRDİ

Yaşlılar, gençler, babalar ve çocuklar, fenerleri ellerinde olarak akın akın camilere koşarlar saf saf, hazin hazin Kur’ân-ı kerim okunmasını dinlerlerdi. Sonra yatsı namazı ile ilk teravihi kılıp dua eder ve sevinçle Ramazan tebriklerinde bulunurlardı.

İki cihan güneşi Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki:

Ramazan ayının gelmesine sevineni Allahü teâlâ kıyamet gününün korkusundan emin eyler.

Devamı yorumda
Read more
. 8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (3) A. Brayer’den: Umûmiyetle pek kalabalık ...
Media Removed
. 8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (3) A. Brayer’den: Umûmiyetle pek kalabalık olmayan cemiyetleri iyi tedkik edin: Halkın üstleri başları ne kadar temizdir. Hâl ve tavırlarında ne büyük bir asâlet ve yüzlerinin çizgilerinde ne tatlı bir sükûnet ve nezâket vardır! ... .
8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (3)

A. Brayer’den:

Umûmiyetle pek kalabalık olmayan cemiyetleri iyi tedkik edin: Halkın üstleri başları ne kadar temizdir. Hâl ve tavırlarında ne büyük bir asâlet ve yüzlerinin çizgilerinde ne tatlı bir sükûnet ve nezâket vardır! Konuştukları dil de, ne tatlı ve ne kadar âhenklidir!

Viguier’den:

Sohbet edenlerin ifâdeleri veciz ve telâffuzları da pek temizdir! Tebessümlerinde incelik ve el hareketlerinde ayrı bir zarâfet ve sâdelik vardır. Ecnebîleri en çok hayrette bırakan cihet, birkaçının birden konuşmayıp, yalnız birinin söz söylemesidir. Konuşan, umûmiyetle sözünü pek kısa tutar. Dinleyen de, söz bitene kadar güzel bir dikkat hâlindedir. Birbirlerine karşı fikirlerini hürmetle müdâfaa ederler. Söylenen sözlerde herhangi bir fenâlık, koğuculuk, iftirâ gibi kötülükler ve edebe mugâyir, lâubâlî lâkırdılar yoktur. Yaşlı ve büyüklere karşı hürmet ve onların hakkına riâyet, hayâl edilemeyecek bir nezâket içindedir.

Diyebilirim ki Osmanlılar’ın ahlâkî husûsiyetleri, insanı âdeta teshîr eder. Yürüyüşlerinin serbestlik ve ihtişâmı, misâfir kabullerindeki güler yüzlülükleri ve nihayet selâmlığa girip çıkarken riâyet ettikleri teşrîfâtın zarâfeti karşısında hayran olmamak elde değildir.

Edmondo de Amicis’ten:

Tedkik ve tespitlerime göre İstanbul’un Türk halkı, Avrupa’nın en nâzik ve en kibar topluluğudur. Koca şehrin en ıssız sokaklarında dahî bir yabancı için hiçbir hakâret ve zarara uğrama tehlikesi yoktur. Hattâ namaz vakitlerinde bile câmileri gezmek mümkündür! Bu ziyaretlerde bir ecnebî, kiliselerimizi dolaşan bir Türk’ten daha fazla hürmet ve riâyet görebileceğinden emîn olabilir. Halk arasında küstahça bir bakış şöyle dursun, fazla mütecessis bir nazara bile hiçbir zaman tesâdüf edilmez. Kahkaha sesleri gâyet nâdirdir. Sokakta kavga eden ayak takımı da enderdir. Kapı, pencere ve dükkânlardan hiçbir kadın sesi aksetmez.

Kaynakça: Osman Nuri Topbaş, Genç Dergisi, Yıl: 2018 Ay: Nisan Sayı: 139
Read more
. Ben bir karış dahi olsa vatan yaprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim ...
Media Removed
. Ben bir karış dahi olsa vatan yaprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu toprakları ancak aldığı fiyata verir, çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir! .
Ben bir karış dahi olsa vatan yaprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu toprakları ancak aldığı fiyata verir, çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!
. SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN'IN YAPTIRDIĞI GARİBAN HASTANELERİ Sultan İkinci Abdülhamid döneminde ...
Media Removed
. SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN'IN YAPTIRDIĞI GARİBAN HASTANELERİ Sultan İkinci Abdülhamid döneminde yaptırılan hastanelerin eksiksiz dökümünü yapabilmek henüz imkan dahilinde değildir. Bu dönemde yaptırılan Osmanlı hastanelerinin birçoğu günümüz sınırlarının dışında kalmıştır. ... .
SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN'IN YAPTIRDIĞI GARİBAN HASTANELERİ

Sultan İkinci Abdülhamid döneminde yaptırılan hastanelerin eksiksiz dökümünü yapabilmek henüz imkan dahilinde değildir. Bu dönemde yaptırılan Osmanlı hastanelerinin birçoğu günümüz sınırlarının dışında kalmıştır. Ancak yine de bir liste verilebilir. Bu dönemde yoksul ve kimsesizler için inşasına karar verilen inşa edilen açılışı yapılan onarılan genişletilen Gureba (garip/kimsesiz/yoksul) hastanelerinin bulundukları vilayet-ilçe adının alfabe sırasına göre listesi şu şekilde:

1- Adana
2- Alaşehir
3- Ankara
4- Antalya
5- Antep
6- Aydın
7- Ayvalık
8- Bağdat (Irak)
9- Balıkesir
10- Bartın
11- Beyrut (Lübnan)
12- Bingazi (Libya)
13- Bolu
14- Bursa
15- Cidde (Suudi Arabistan)
16- Çankırı
17- Debre-i Bâlâ (Makedonya)
18- Dedeağaç (Yunanistan)
19- Demirhisar (Yunanistan)
20- Derne (Trablusgarp)
21- Diyarbakır
22- Drama (Yunanistan)
23- Edirne
24- Erzurum
25- Eskişehir
26- Filibe (Bulgaristan)
27- Gümülcine (Yunanistan)
28- Halep (Suriye)
29- Hums (Trablusgarp)
30- Humus (Suriye)
31- Isparta
32- İskeçe (Yunanistan)
33- İskenderun
34- İstanbul
35- İzmir
36- İznik Karahisar-ı
37- Sahib Karahisar-ı
38- Şarkî Kavala (Yunanistan)
39- Kayseri
40- Kesriye (Yunanistan)
41- Kırkağaç
42- Konya
43- Kuşadası
44- Malatya
45- Manastır (Mekadonya)
46- Manisa
47- Mardin
48- Medine (Suudi Arabistan)
49- Mekke (Suudi Arabistan)
50- Mardin
51- Musul (Irak)
52- Nazilli
53- Necef (Irak)
54- Ordu
55-Ödemiş
56- Resmo (Yunanistan)
57- Rize
58- Rodos (Yunanistan)
59- Safranbolu
60-Samsun
61- San'a (Yemen)
62- Selanik (Yunanistan)
63- Sinop
64- Sivas
65- Soma
66- Suşehri
67- Şam (Suriye)
68- Trabzon
69- Trablusgarp (Libya)
70- Urfa
71- Üsküp (Mekadonya)
72- Yafa (Filistin)
73- Yanya (Yunanistan)
74- Yemen
Read more
. IRAK ORDU KOMUTANI HALİL PAŞA’NIN, KUT’ÜL AMARE ZAFERİNDEN SONRA 6. ORDUYA YAYINLADIĞI MESAJ: ORDUMA! Arslanlar! ...
Media Removed
. IRAK ORDU KOMUTANI HALİL PAŞA’NIN, KUT’ÜL AMARE ZAFERİNDEN SONRA 6. ORDUYA YAYINLADIĞI MESAJ: ORDUMA! Arslanlar! Bütün Osmanlılara şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin ... .
IRAK ORDU KOMUTANI HALİL PAŞA’NIN, KUT’ÜL AMARE ZAFERİNDEN SONRA 6. ORDUYA YAYINLADIĞI MESAJ:

ORDUMA!

Arslanlar! Bütün Osmanlılara şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut'ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah'a hamdü şükür eylerim. Allah'ın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devleti'nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale'de, ikinci vakayı burada görüyoruz. Bugüne Kut Bayramı namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize Yasinler, Tebarekeler, Fatihalar okusunlar. Şühedamız, hayatı Uhviyatta, Semevatta kızıl kanlarla uçuşurken, Gazilerimiz de gelecekteki zaferlerimize gözcü olsunlar.

Mirliva Halil
Altıncı Ordu Komutanı
29 Nisan 1916-Bağdat
Read more
. 8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (2) Villamont şöyle der: Her kimin bir düşmanı ...
Media Removed
. 8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (2) Villamont şöyle der: Her kimin bir düşmanı varsa gidip ondan af dilemekle mükelleftir. Öteki de el öpmeden ve musâfaha da etmeden evvel affettiğini söylemek mecbûriyetindedir. Aksi takdirde bayramlarının mübârek olması mümkün ... .
8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (2)

Villamont şöyle der:

Her kimin bir düşmanı varsa gidip ondan af dilemekle mükelleftir. Öteki de el öpmeden ve musâfaha da etmeden evvel affettiğini söylemek mecbûriyetindedir. Aksi takdirde bayramlarının mübârek olması mümkün değildir. Bu esasa riâyet etmeyen kimseler ise, neredeyse fâsık telâkkî edilirler.

Osmanlı edep, nezâket ve terbiyesinin burada sayılmasına imkân olmayacak derecede müstesnâ tezâhürleri vardır. İslâm’la yoğrulan Osmanlı mülkünde:

Avrupa halklarında mevcut olan küstahlık, taşkınlık ve sokak kavgaları yoktu. Sokaklar, gâyet sâkin ve emniyet içindeydi. Hiç kimse yerlere tükürmezdi.

Konuşanın sözü kesilmezdi. Konuşan da, son derece vakar ve sekînet içinde olurdu. İfâdeleri gâyet zarif ve düzgündü. Bunları gören Charles Mac-Farlane şöyle demekten kendini alamaz:
“Bu milletin konuşması, ne kadar güzel ve mükemmel! Öyle ki, bütün medenî milletlere örnek olabilir.

Oturuş, kalkış ve yürüyüş, hep müstesnâ bir nezâket ve vakar arz ederdi.
Yaşlılara hürmet, kusursuz ve pek yüksekti.
Hanımlara karşı hürmet ise, umûmî bir an’aneydi. Anne, teyze, hala ve bacı olarak telâkkî edilirlerdi.
Bu ve benzeri hususlarla alâkalı tedkiklerde bulunan Avrupalı müelliflerin sayısız tespit ve îtirafları olmuştur.

Guer’den:

Türklerin pek mükemmel muâşeret usûlleri vardır ki, onlar, bunların bütün kâidelerine riâyet ederler. Birbirlerine mülâkî olduklarında başlarını eğip sağ ellerini göğüslerine götürmek sûretiyle selâmlaşırlar. Muhataplarına, onları tebcîl edici bir sûrette, yani rütbe ve mevkîlerine göre paşa, ağabey ve sultan gibi sıfatlarla hitâb ederler.

Lady Craven’den:

Türklerin kadınlara karşı olan muâmeleleri, bütün milletlere örnek olmalıdır. Meselâ bir erkeğin, hukûken boynu vurulur, evrâkı tedkîk edilir ve bütün eşyâsı da müsâdere olunabilir; fakat karısına gâyet iyi muâmele edilir, mücevherâtı kendisine bırakılır.
Read more
. FATİH SULTAN MEHMED HAN'IN MÜSLÜMANLARA HİZMET UFKU Fâtih Sultan Mehmed’in, hiçbir sıkıntı ...
Media Removed
. FATİH SULTAN MEHMED HAN'IN MÜSLÜMANLARA HİZMET UFKU Fâtih Sultan Mehmed’in, hiçbir sıkıntı ve meşakkatten yılmayarak Allah yolundaki şu samimî gayreti ve müslümanlara hizmet ufku, o mübârek ecdâdın torunları için muhteşem bir numûne-i imtisâldir: Sultan Mehmed Han Trabzon ... .
FATİH SULTAN MEHMED HAN'IN MÜSLÜMANLARA HİZMET UFKU

Fâtih Sultan Mehmed’in, hiçbir sıkıntı ve meşakkatten yılmayarak Allah yolundaki şu samimî gayreti ve müslümanlara hizmet ufku, o mübârek ecdâdın torunları için muhteşem bir numûne-i imtisâldir:

Sultan Mehmed Han Trabzon Rum İmparatorluğu üzerine sefere çıkmıştı. Şehre arkadan ulaşmak için dağlık ve ormanlık bir arâziden geçiliyordu. Bazen baltacılar, önden yol açıyorlardı. Yolun müsâit olmadığı bir yerde Fâtih’in atı kaydı. Fâtih, bir kayaya tutunmak için uğraşırken elleri kanadı. Bu hâli müşâhede eden beraberindeki Uzun Hasan’ın anası Sârâ Hatun, tam fırsatı olduğunu düşünerek:

Oğul! Han oğlu hansın! Bir yüce hükümdarsın! Trabzon gibi küçük bir kale için bunca meşakkate katlanman revâ mıdır? dedi.

Çünkü Uzun Hasan, Trabzon Rum İmparatorluğu ile akrabâlık tesis etmiş ve bu yüzden anasını, bu seferden vazgeçmesi için Fâtih’e ricâcı göndermişti. Fâtih, elleri sıyrıklarla dolu olduğu hâlde doğruldu ve şöyle dedi:

Ey ihtiyar ana! Bilmez misin ki, elimizde tuttuğumuz dîn-i İslâm’ın kılıcıdır. Sen zanneyleme ki, çektiğimiz bunca zahmetler, kuru bir toprak parçası içindir. Bilesin ki, bütün gayretlerimiz Allâh’ın dînine hizmettir. İnsanları hidâyete kavuşturmaktır.

Yarın Allâh’ın huzûruna vardıkda, yüzümüz kara olmasın diyedir. Elimizde İslâm’ı tebliğ ve ta’zîz imkânları varken, birtakım zahmetlere katlanmayıp ten rahatlığını tercih edersek, bize gâzi denilmesi revâ olur mu? Ehl-i küfre İslâm’ı götürmezsek, onların azgınlıklarına mânî olmazsak, huzûr-i ilâhîye hangi yüzle çıkarız?

Kaynakça: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları
Read more
. 8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (1) Osmanlı ülkesi, bünyesini bir muhabbet ...
Media Removed
. 8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (1) Osmanlı ülkesi, bünyesini bir muhabbet ve şefkat ağı gibi ören vakıf ve benzeri hizmetler sâyesinde âdeta dilencisiz bir ülke hâline gelmiştir. Öyle zamanlar olmuştur ki, müslüman zenginler zekâtlarını verecek fakir bulmakta ... .
8 AVRUPALI SEYYAHTAN ESKİ İSTANBUL VE OSMANLI (1)

Osmanlı ülkesi, bünyesini bir muhabbet ve şefkat ağı gibi ören vakıf ve benzeri hizmetler sâyesinde âdeta dilencisiz bir ülke hâline gelmiştir. Öyle zamanlar olmuştur ki, müslüman zenginler zekâtlarını verecek fakir bulmakta güçlük çekmişlerdir.

Bu sebeple o dönemlerde dilenciliğin ne olduğu âdeta meçhuldür. Hattâ nüfusu iki milyona kadar çıkmış olan İstanbul’da ve umûmiyetle Türkiye ile Kırım’da hiçbir Türk dilenciye rastlanılmadığı, bilinen bir gerçektir. Nâdiren tesâdüf edilen dilenciler ise, başka milletlere mensup kimselerdir. Çünkü Osmanlılar’ın, öldükten sonra bile kimseye muhtaç olmamak için kefen paralarını dahî henüz hayatlarındayken ayırıp dâimâ üzerlerinde taşımaları, mâlûm ve meşhur bir âdet hâlindedir.

Corneille Le Bruyn’ın seyahatnâmesinden:

Türklerin hayrât ve hasenâta çok düşkün olduklarını ve hattâ hristiyanlardan çok daha fazla hayrât vücûda getirdiklerini inkâra imkân yoktur. Osmanlı mülkünde yok denecek kadar az dilenciye tesâdüf edilmesinin başlıca sebeplerinden biri de hayır ve hasenât vakıflarıdır.

Comte de Bonneval’ın eserinden:

İstanbul, civârıyla birlikte takriben iki milyon nüfusa mâliktir ki, Avrupa’nın en büyük şehirlerinden sayılması îcâb eder. İşte bu fevkalâde nüfus kesâfetine rağmen tek bir dilenciye bile tesâdüf edilmez! Yalnız darlık taslamak üzere sırf sadakayla geçinen goygoycular vardır! Ama onların da îtibarları yoktur.

Edep, Nezâket ve Terbiye

Osmanlılar’ın edep, nezâket ve terbiye husûsunda kaydettikleri seviye, hiçbir milletle kābil-i kıyas değildir. Onların muâşeret âdâbı, misli görülmemiş bir mükemmellik ve incelik arz eder. Bunlar, millet ve mezhep ayrımı yapılmaksızın bütün insanlara karşı aynen riâyet edilen rûhî ve vicdanî bir kânun mesâbesindedir. Dolayısıyla Osmanlı demek, imrenilecek edep ve nezâket timsâli kimse demektir.

Bu vasıfların sayısız tezâhürleri vardır.

Osmanlılar, husûsiyle cân u gönülden bağlı bulundukları İslâmiyet’in kin ve garazı yasaklaması münâsebetiyle her cuma ve bayram günlerini, birtakım küskünlük ve kırgınlıkları kaldırmaya ve aralarındaki kusurları affedip barışmaya vesîle hâline getirmişlerdir.

Devamı yorumda
Read more
. SULTAN III. MURAD'IN SABAH NAMAZINI KAÇIRDIKTAN SONRA YAZDIĞI ŞİİRİ Osmanlı döneminde Sultan ...
Media Removed
. SULTAN III. MURAD'IN SABAH NAMAZINI KAÇIRDIKTAN SONRA YAZDIĞI ŞİİRİ Osmanlı döneminde Sultan III. Murad Han bir sabah namazını kaçırmış. Dini hayatı her şeyden çok önemseyen bu büyük padişah kılamadığı bir sabah namazına fazlasıyla üzülmüştü. Bu üzüntü onu derin muhasebelere ... .
SULTAN III. MURAD'IN SABAH NAMAZINI KAÇIRDIKTAN SONRA YAZDIĞI ŞİİRİ

Osmanlı döneminde Sultan III. Murad Han bir sabah namazını kaçırmış. Dini hayatı her şeyden çok önemseyen bu büyük padişah kılamadığı bir sabah namazına fazlasıyla üzülmüştü. Bu üzüntü onu derin muhasebelere götürmüştü. Yüceler yücesinin huzuruna çıkmadan evvel, çabuk davranarak nefsini hesaba çekmiştir. Geçirdiği duygusal incinme neticesinde “Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan” adlı derin manalı bir şiir kaleme almıştır. Bu şiirde manevi körlüğü zemmetmiş, uykudan açılmayan gözlerini gafletten uyanmaya çağırmıştır. Seher vaktinde cümle mevcudatın lisan-ı halleriyle Allah’ı zikrettiğini, eşref-i mahlûkat olan insanın bu hususta gevşek davrandığını dile getirmiştir. Dünyanın geçiciliğini hatırlatarak mala, mülke, makama yaslanan insanların güvenli ve doğru bir yolda yürümediklerini hatırlatmıştır.

İşte o büyük mânâ içeren meşhur şiir;

UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dill-u dillerince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Semâvâtın kapuların açarlar.
Mü’minlere rahmet suyun saçarlar…
Seherde kalkana hülle biçerler.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma.
Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
Yedi iklim benim deyu güvenme.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benim, Murad kulun, suçumu affet.
Suçum bağışlayub günahım ref’ et.
Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Read more
. OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (4) 30- SULTAN II. MAHMUD HAN Osmanlı sultanlarının ...
Media Removed
. OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (4) 30- SULTAN II. MAHMUD HAN Osmanlı sultanlarının otuzuncusu İkinci Mahmud, 20 Temmuz 1785 tarihinde, İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Nakşidil Valide Sultan’dır. Adalet işlerine gereken önemi verdi, ... .
OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (4)

30- SULTAN II. MAHMUD HAN

Osmanlı sultanlarının otuzuncusu İkinci Mahmud, 20 Temmuz 1785 tarihinde, İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülhamid, annesi Nakşidil Valide Sultan’dır. Adalet işlerine gereken önemi verdi, yeni kanun ve tüzükler hazırlattı ve bu sebeple kendisine “Adlî” ünvanı verildi. Verem hastası olan II.Mahmut 1 Temmuz 1839 günü, dinlenmek için gittiği kardeşi Esma Sultan’ın Çamlıca’daki köşkünde,vefat etti. Büyük bir cenaze töreni ile halkın gözyaşları arasında Divan Yolu’ndaki türbesine defnedildi.

31- SULTAN ABDÜLMECİT

Osmanlı sultanlarının otuz birincisi Sultan Abdülmecid, 25 Nisan 1823 günü doğdu. Babası Sultan İkinci Mahmud, annesi Bezm-i Âlem Valide Sultan’dır. 25 Haziran 1861 tarihinde, 39 yaşında iken İstanbul’da veremden dolayı vefat eden Sultan Abdülmecid, Yavuz Sultan Selim’in türbesi yanındaki mezarına defnedildi.

32- SULTAN ABDÜLAZİZ HAN

Osmanlı sultanlarının otuz ikincisi 8 Şubat 1830 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan İkinci Mahmud, annesi Pertevniyal Valide Sultan’dır. Tahttan indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876’da Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmek suretiyle şehit edilmiştir. Kabri İstanbul Çemberlitaş Sultan II. Mahmud Hân Türbesi’ndedir.

33- SULTAN V. MURAD HAN

Osmanlı sultanlarının otuz üçüncüsü Sultan Beşinci Murad 21 Eylül 1840 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Şevk-Efza Kadın Efendi’dir. Annesi Çerkezdir. 93 gün ile tahtta en kısa süre duran Osmanlı padişahıdır. Müzmin şeker hastası idi. Bu hastalığın vücudunda meydana getirdiği tahribatın neticesinde 29 Ağustos 1904’de öldü. Ve annesi Şevk-Efza Kadın Efendi’nin Yeni Cami’deki türbesine defnedildi.

34- SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN

Osmanlı sultanlarının otuz dördüncüsü Sultan İkinci Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi’dir. Sultan İkinci Abdülhamid, 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda 76 yaşındayken yakalandığı zatürrenin ilerlemesi sonucu veremden öldü. Kabri İstanbul Çemberlitaş Sultan II. Mahmud Hân Türbesi’ndedir.

Devamı yorumda
Read more
. SULTAN II. AHMED HAN'IN ŞAHSİYETİ VE İCRAATLARI II. Ahmed Han Sultan İbrahim’in üçüncü oğludur. ...
Media Removed
. SULTAN II. AHMED HAN'IN ŞAHSİYETİ VE İCRAATLARI II. Ahmed Han Sultan İbrahim’in üçüncü oğludur. IV. Mehmed Han ile II. Süleyman Han’ın kardeşidir. 25 Şubat 1643’de Hatice Muazzez Valide Sultan’dan dünyaya geldi. Ağabeyi II. Süleyman Han’ın vefatı üzerine 1691 Haziran’ında ... .
SULTAN II. AHMED HAN'IN ŞAHSİYETİ VE İCRAATLARI

II. Ahmed Han Sultan İbrahim’in üçüncü oğludur. IV. Mehmed Han ile II. Süleyman Han’ın kardeşidir. 25 Şubat 1643’de Hatice Muazzez Valide Sultan’dan dünyaya geldi.

Ağabeyi II. Süleyman Han’ın vefatı üzerine 1691 Haziran’ında kırk dokuz yaşında hükümdar ilan edilmiştir. Tahta çıktığı zaman söylediği sözler, II. Ahmed Han’ın nasıl manevi bir mesuliyetle devlet reisliğini kabul ettiğini anlatmakta ve milletine hizmet duygusunun derinliğini göstermektedir.

Silahdar tarihi’nin kaydına göre Sadrazam Fazıl Mustafa Paşa Padişahı “hüsn-i hal ve zühd ü takva ile mevsuf, her fende mahir, âlicenab bir kâmil-vücud” olarak nitelenmiştir. Bu ifadeler Sultan II. Ahmed’in memleket meselelerini takip ettiğini ve ilim öğrenmekten geri kalmadığını göstermektedir. Nitekim o, Arapça ve Farsça’yı da çok iyi bilmekteydi.

Mizaç itibariyle hassas, hiddetli fakat son derece merhametli bir zattı. Saraydaki ileri gelen ağaların tesiri altında kalarak verdiği emirleri gerekirse anında değiştirirdi. Yaptığı herhangi bir hatayı düzeltmekten çekinmezdi.

Devlet işlerini, divan-ı hümayun müzakerelerini dinler ve hasta olduğu zamanlar da bile bunu takip ederdi. Haftada dört gün divan yapılması kanununu yeniden ihya etmişti.

Tebdil-i kıyafet ile halk arasında dolaşır, dertlerini sabırla dinler, çare bulunması için gerekli yerlere emirler verirdi. İslamiyet’e, Hicaz bölgesine ve seyyitlere hizmet hususunda derin bir mesuliyet hissi içinde hareket ederdi. Çoğu kez kararlarını halk arasında duydukları ve öğrendikleri bilgilerden sonra alırdı.
II. Ahmed Han, kısa süren saltanatı boyunca adil olmaya çalışmış, milletini memnun etmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmıştır. Gösterişten hoşlanmaz, sade giyinmeye özen gösterirdi. Uzun uzun düşündükten ve bilenlerle istişare ettikten sonra karar verirdi.

Sanatkârları korur, taltiflerde bulunarak daha iyiye ve güzele doğru yönlendirirdi. Kendisi de güzel yazı yazardı. Yazdığı Kur’an-ı kerimler ve çoğalttığı kitaplar vardır. Mekke’ye gönderdiği surre hediyeleri içerisinde padişahın kendi hattıyla yazdığı mükemmel tezhipli bir Kur’an’ı kerim de bulunurdu.
Read more
. BİZİ TÜRKLERİN MÂNEVİ GÜCÜ YENDİ Rumeli Mecidiye Tabyası, korkunç bir düşman saldırısı neticesinde ...
Media Removed
. BİZİ TÜRKLERİN MÂNEVİ GÜCÜ YENDİ Rumeli Mecidiye Tabyası, korkunç bir düşman saldırısı neticesinde neredeyse tamamen imhâ edilmişti. Cephâneliğin büyük kısmı havaya uçmuş, on altı topçumuz şehîd olmuştu. Koca tabyadan ayakta kalabilen bir yüzbaşı, iki nefer, bir de vinci kırılmış, ... .
BİZİ TÜRKLERİN MÂNEVİ GÜCÜ YENDİ

Rumeli Mecidiye Tabyası, korkunç bir düşman saldırısı neticesinde neredeyse tamamen imhâ edilmişti. Cephâneliğin büyük kısmı havaya uçmuş, on altı topçumuz şehîd olmuştu. Koca tabyadan ayakta kalabilen bir yüzbaşı, iki nefer, bir de vinci kırılmış, ağzına mermi alamayan tek bir top idi.

Yüzbaşı, etraftaki birliklere durumu haber vermek için uzaklaşmıştı ki, erlerden Koca Seyyid, denizin üzerinde ateş ve ölüm püskürerek ilerleyen düşman gemilerine bakarak derin derin içini çekti. Gözleri doldu. Acziyet içinde çırpınan yüreğinin mahzûniyetiyle ellerini yüce Mevlâ’ya kaldırdı ve:

Yâ Rab! Ey kudret sahibi Allâh’ım! Bana şu an öyle bir kuvvet ver ki, hiçbir kulun benden daha güçlü olmasın! diyerek Rabbine sığındı, O’ndan yardım istedi.

Koca Seyyid, dünya âleminden sıyrılmıştı ve sadece Rabbinin huzûrunda idi. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarından aşağı süzülüyordu. Vird hâlinde bir müddet:

La havle vela kuvvete illa billah dedi. Sonra birden «Yâ Allah!» diye haykırdı ve arkadaşının hayret ve şaşkınlık dolu nazarları arasında 215 okkalık (yaklaşık 276 kiloluk) mermiyi kavrayıp kaldırdı. Demir basamakları üç kez inip çıktı. Göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtıları duyuluyordu. Sel gibi ter döküyordu. Koca Seyyid, çatlamış dudaklarıyla:

Allâh’ım! Benden kuvvetini esirgeme! duâsına devam ediyordu.

Nihâyet topun ağzına sürdüğü meşhur üçüncü mermiyle savaşın kaderi değişti. İngilizler’in “Oşin” isimli zırhlı gemisi vurulmuş ve denizin üzeri cehennemî bir aleve bürünmüştü.

Hâdiseyi öğrenip Cenâb-ı Hakk’a şükreden Cevat Paşa, Koca Seyyid’i tebrik ederken ondan aynı ağırlıkta bir başka mermiyi tekrar kaldırmasını istediğinde Koca Seyyid, şu cevabı verdi:

Paşam! Ben bu mermiyi kaldırırken gönlüm Allâh’ın feyziyle dopdolu ve te’yîd-i ilâhîye mazhar idi. Kendimde bir başkalık hissetmekteydim. Bu ağırlığı kaldıracak bir makama ulaşmışsam, Cenâb-ı Hakk’a yaptığım duâların mukâbilinde O’nun nusret ve inâyetinin tecellîsi idi ki bu, o âna mahsustur. Şimdi kaldıramam kumandanım; mâzur görün!

Seyyid’in bu sözleri üzerine Cevat Paşa:

Evlâdım! Büyük bir iş başardın. Bir mükâfât iste benden? dedi.

Devamı yorumda
Read more
. OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (3) 19- 4. MEHMET Osmanlı sultanlarının ...
Media Removed
. OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (3) 19- 4. MEHMET Osmanlı sultanlarının on dokuzuncusu Sultan Dördüncü Mehmed, 2 Ocak 1642’de, İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci İbrahim, annesi Turhan Hatice Sultan’dır. Yakalandığı zatürrenin ilerlemesi sonucu 6 Aralık ... .
OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (3)

19- 4. MEHMET

Osmanlı sultanlarının on dokuzuncusu Sultan Dördüncü Mehmed, 2 Ocak 1642’de, İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci İbrahim, annesi Turhan Hatice Sultan’dır. Yakalandığı zatürrenin ilerlemesi sonucu 6 Aralık 1693’de Edirne’de vefat etti. Cenazesi İstanbul’a gönderildi ve Yeni Cami’deki türbesine, annesi Turhan Sultan’ın yanına defnedildi.

20- II. SÜLEYMAN

Osmanlı sultanlarının yirmincisi Sultan İkinci Süleyman, 15 Nisan 1642’de, İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci İbrahim, annesi Saliha Dilaşub Sultan’dır. Sultan İkinci Süleyman, dört yıl gibi kısa bir süre padişahlık yaptı. Bunun son iki yılını yatak hastası olarak geçirdi. Gün geçtikçe zayıflıyordu. 22 Haziran 1691 günü,böbrek yetmezliğinden Edirne’de vefat etti. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Süleymaniye Camii yanında Kanûnî Sultan Süleyman türbesine gömüldü.

21- II. AHMET

Osmanlı sultanlarının yirmi birincisi Sultan İkinci Ahmed, 25 Şubat 1643 günü, İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci İbrahim, annesi Hatice Muazzez Sultan’dır. Üç yıl yedi ay ondört gün saltanat sürdükten sonra, yakalandığı Siroz hastalığından kurtulamayarak 6 Şubat 1695 günü Edirne’de vefat etti. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Kanûnî Sultan Süleyman Türbesine defnedildi.

22- II. MUSTAFA

Osmanlı sultanlarının yirmi ikincisi Sultan İkinci Mustafa, 6 Şubat 1664 günü, İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan’dır. Annesi Girit asıllıdır. 29 Aralık 1703’te prostat kanserinden öldü. Kabri İstanbul Turhan Vâlide Sultan Türbesi’ndedir.

23- III. AHMET

Osmanlı sultanlarının yirmi üçüncüsü Sultan Üçüncü Ahmed, 30 Aralık 1673 günü doğdu. Babası Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan’dır. Meşhur Lale Dönemi’nin padişahı olan Üçüncü Ahmed, 24 Haziran 1736’da öldü. Kabri İstanbul Yeni Camide Turhan Vâlide Sultan Türbesi’ndedir.

24- I. MAHMUT

Osmanlı sultanlarının yirmi dördüncüsü Sultan Birinci Mahmud, 2 Ağustos 1696 günü, İstanbul’da doğdu. Babası Sultan İkinci Mustafa, annesi Saliha Valide Sultan’dır. Sultan İkinci Mustafa’nın Yeni Cami’deki türbesine defnedildi.

Devamı yorumda
Read more
. SULTAN II. MUSTAFA HAN'IN ŞAHSİYETİ VE İCRAATLARI Sultan II. Mustafa, IV. Mehmed Han’ın oğludur. ...
Media Removed
. SULTAN II. MUSTAFA HAN'IN ŞAHSİYETİ VE İCRAATLARI Sultan II. Mustafa, IV. Mehmed Han’ın oğludur. Annesi, Girit’te Resmo şehrine yerleşmiş Venedikli Verzizi ailesinden cariye kökenli Rabia Gülnuş Sultan’dır (1642-1715). Emetullah Rabia Gülnuş Valide Sultan, Valide-i Cedid ... .
SULTAN II. MUSTAFA HAN'IN ŞAHSİYETİ VE İCRAATLARI

Sultan II. Mustafa, IV. Mehmed Han’ın oğludur. Annesi, Girit’te Resmo şehrine yerleşmiş Venedikli Verzizi ailesinden cariye kökenli Rabia Gülnuş Sultan’dır (1642-1715). Emetullah Rabia Gülnuş Valide Sultan, Valide-i Cedid adlarıyla anılmış, iki padişah anası, hayırsever valide sultan olarak ünlenmiştir.

IV. Mehmed’in büyük şehzadesi olan II. Mustafa, 2 Haziran 1664 tarihinde Edirne’de iken dünyaya gözlerini açtı. Şehzade Mustafa’nın çocukluğu da yine Edirne’de geçti. İstanbul’un fethinden sonra Edirne’de tahta oturan padişahların ikincisidir. Başkent olarak bu kenti İstanbul’a tercih eden padişahların da sonuncusu olacaktır.

1695-1703 yıllarında saltanatta bulunan II. Mustafa Han, kızıl ve seyrek sakallı, kısa boyunlu, orta boylu ve heybetli idi. Meşhur sanatkâr Levnî tarafından yapılmış bir minyatürü de vardır.

II. Mustafa Han zeki, yumuşak tabiatlı, adaletli ve zamanın ilimlerini iyi bilen bir kişi idi. Kendisinin karakter bakımından önceki padişahlardan daha sağlam, olgun ve ender görülen ölçülülüğe sahip bulunduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda devlet parasının toplanmasında ve dağıtımında bu ölçülü davranışını gösterdiği, cimri ya da savurgan olmadığı da bilinmektedir. 1779’dan sonra, babası gibi ava ilgi duymaya başlayan padişahın bir merakı da okçuluktu.

Dokuz seneye yakın saltanat süren II. Mustafa Han muktedir, gayretli, vatanperver, çalışkan ve değerli bir padişahtı. Ordularının başında sefere giden son Osmanlı padişahıdır. Âlimlere ve hocasına hürmeti o kadar çoktu ki, bu hal tahttan indirilmesinin de sebebi olacaktı.

Hükümdarlığının ilk senelerinde gayret ve faaliyeti ile savaş talihini Osmanlı Devleti’nin lehine çevireceğine inanmıştı. Her ne kadar ilk zamanlarda bu düşüncesinde kararlı görünse de Zenta muharebesinden sonra ümidi kırılmış ve zamanını Edirne’de geçirmiştir. II. Mustafa, sefere çıkan son Osmanlı padişahı olup, Edirne’de tahttan indirilen tek padişahtır.

II. Mustafa Han bundan sonra bir taraftan reform faaliyetleri bir taraftan da imar işleri ile ilgilenmiştir.

Devamı yorumda
Read more
. OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (2) 8- II. BEYAZIT Osmanlı sultanlarının ...
Media Removed
. OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (2) 8- II. BEYAZIT Osmanlı sultanlarının sekizincisi Sultan İkinci Bayezid, 3 Aralik 1448’de, Dimetoka’da doğdu. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Mükrime Hatun adında bir Türk kızıdır. 24 Nisan 1512’de Padişahlıktan ayrıldı. ... .
OSMANLI PADİŞAHLARININ TÜRBELERİ NERELERDE? (2)

8- II. BEYAZIT

Osmanlı sultanlarının sekizincisi Sultan İkinci Bayezid, 3 Aralik 1448’de, Dimetoka’da doğdu. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Mükrime Hatun adında bir Türk kızıdır. 24 Nisan 1512’de Padişahlıktan ayrıldı. Sultan İkinci Bayezid, bir ay kadar daha yaşadıktan 26 Mayıs 1512’de vefat etti. Kabri İstanbul Bâyezîd Camiî Bahçesindeki Türbesindedir.

9- I. SELİM

Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu Yavuz Sultan Selim, 10 Ekim 1470’de doğdu. Babası Sultan İkinci Bayezid, annesi Gülbahar Hatun’dur. Yaptığı Mısır seferiyle halifelik unvanını payitahta getiren Yavuz Sultan Selim 22 Eylül 1520’de, “Aslan Pençesi” denilen bir çıban yüzünden henüz elli yaşında iken vefat etti. Kabri İstanbul Sultan Selim Camiî bahçesindedir.

10- KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

Osmanlı sultanlarının onuncusu Kanûnî Sultan Süleyman, 27 Nisan 1495 Pazartesi günü, Trabzon’da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun’dur. Kendisine “Kanûnî” denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden degil, mevcut kanunlari yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır. Büyük bir devlet adamı olan Kanûnî Sultan Süleyman aynı zamanda ünlü bir şairdi,Muhibbi mahlasıyla şiirler yazmıştır. 1566’da Zigetvar kuşatmasının son günü 6/7 Eylül gecesi beyin kanamasından ölmüştür. Kabri İstanbul Süleymaniye Câmiî Bahçesindedir.

11- II. SELİM

Osmanlı sultanlarının onbirincisi Sultan İkinci Selim, 28 Mayıs 1524’de, İstanbul’da doğdu. Babası Kanûnî Sultan Süleyman, annesi Hürrem Sultan’dır. Sekiz yıl Padişahlık yaptıktan sonra göğüs boşluğunda meydana gelen kanama yüzünden 15 Aralık 1574 günü vefat etti. Ayasofya’ya defnedildi. Sultan İkinci Selim İstanbul’da ölen ilk Osmanlı Padişahıdır.

12- III. MURAT

Osmanlı sultanlarının onikincisi Sultan Üçüncü Murad, 4 Temmuz 1546 günü, Manisa’nın Bozdağ yaylasında dünyaya geldi. Babası, Sultan İkinci Selim, annesi Afife Nur Banu Sultan’dur. 17 Ocak 1595’te öldü. Kabri İstanbul Ayasofya Camiî yanında Sultan Selim Türbesi’ndedir.

Devamı yorumda
Read more