Loading Content...

Ilimmektebi Instagram Photos and Videos

Loading...


ilimmektebi بسم الله الرحمن الرحيم @ilimmektebi mentions
Followers: 48,056
Following: 14
Total Comments: 0
Total Likes: 0

Müslümanlar için bir dönüm noktası olan hicret, tarihte yeni bir sayfa açmıştır. Hz. Ömer’in halifeliği ...
Media Removed
Müslümanlar için bir dönüm noktası olan hicret, tarihte yeni bir sayfa açmıştır. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicretin gerçekleştiği gün, Hz. Ali’nin teklifiyle hicrî takvimin başlangıcı sayılmıştır. O günden itibaren de İslam âleminde 1 Muharrem hicrî takvimin başlangıcı ... Müslümanlar için bir dönüm noktası olan hicret, tarihte yeni bir sayfa açmıştır. Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicretin gerçekleştiği gün, Hz. Ali’nin teklifiyle hicrî takvimin başlangıcı sayılmıştır. O günden itibaren de İslam âleminde 1 Muharrem hicrî takvimin başlangıcı olarak kabul görmüştür.

Müslümanlar için bir milat olan hicret; Allah’a ve O’nun Kutlu Elçisi Rahmet Peygamberine gönülden bağlılığın bir ifadesi; hakka, hakikate, ilme, irfana ve medeniyete yapılan yolculuktur.
Hicret, Allah rızası için; anadan, babadan, evlattan, yardan, diyardan, maldan, mülkten hatta candan vazgeçmenin ibretli ve meşakkatli bir öyküsü; Yüce dinimizin rahmet yüklü mesajlarını bütün insanlığa ulaştırmak için çıkılan kutlu yolculuğun adıdır. Öyle ki tebliğ hicreti doğurmuş, hicret ise tebliği yoğurmuştur. Kısaca hicret Müslümanlar için bir milattır.

Hicret, Allah yolunda fedakârlığın, yardımlaşmanın kardeşliğin zirvesidir..
Yeni hicri yılımız hayırlara vesile olsun inşâAllah
Read more
Loading...
"Emr-i bülendsin ey ezân-ı Muhammedî, Kâfî değil sadâna cihân-ı Muhammedî." "Gök nûra gark olur nice yüz bin minareden, Şehbal açınca rûh-i revân-ı Muhammedî." "Sultan Selîm-i Evvel’i râmetmeyib ecel, Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî..." "Ervâh cümleten görür Allâhü ... "Emr-i bülendsin ey ezân-ı Muhammedî,
Kâfî değil sadâna cihân-ı Muhammedî."
"Gök nûra gark olur nice yüz bin minareden,
Şehbal açınca rûh-i revân-ı Muhammedî."
"Sultan Selîm-i Evvel’i râmetmeyib ecel,
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî..."
"Ervâh cümleten görür Allâhü Ekber’i
Akseyleyince Arş’a lisân-ı Muhammedî."
"Üsküp’te kabr-i mâdere olsun bu nev-gazel,
Bir tuhfe-i bedî’ü beyân-ı Muhammedî..."
~ Yahya Kemal
Vuslata az kaldı elhamdulillah. (Küçük bir not; burada ki bütün paylaşımlar, görüntüler ve videolar şahsıma aittir bir iki tanesi hariç)
Read more
Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni Ramazan ...
Media Removed
Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni Ramazan zekatını muhafazaya tayin etmişti. Derken kara bir adam gelerek zahireden avuç avuç almaya başladı. Ben derhal kendisini yakaladım ve: "Seni Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ... Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni Ramazan zekatını muhafazaya tayin etmişti. Derken kara bir adam gelerek zahireden avuç avuç almaya başladı. Ben derhal kendisini yakaladım ve: "Seni Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e çıkaracağım" dedim. Bana: "Ben fakir ve muhtaç bir kimseyim, üstelik üzerimde bakmak zorunda olduğum çoluk-çocuk var, ihtiyaçlarım cidden çoktur, şiddetlidir" dedi. Ben de onu salıverdim. Sabah olunca, Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Ey Ebu Hüreyre! Dün akşamki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, bana şiddetli ihtiyacından ve çoluk-çocuktan dert yandı. Bunun üzerine ona acıyarak salıverdim" dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Ama o sana muhakkak yalan söyledi. Haberin olsun, o tekrar gelecek!" buyurdu. Bu sözünden anladım ki, herif tekrar gelecek. Binaenaleyh onu beklemeye başladım. Derken yine geldi ve zahireden avuçlamaya başladı. Ben de derhal yakaladım ve: "Seni mutlaka Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e çıkaracağım" dedim. Yine yalvararak: "Beni bırak, gerçekten çok muhtacım, üzerimde çoluk-çocuk var, bir daha yapmam" dedi. Ben yine acıdım ve salıverdim. Ertesi gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Ey Ebu Hüreyre, dün geceki esirini ne yaptın?" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Resulü, bana ihtiyacından çoluk-çocuğundan dert yandı. Ben de acıdım ve salıverdim" dedim. "Ama" dedi, Resulullah: "O yalan söyledi fakat yine gelecek." Üçüncü sefer yine gözetledim. Yine geldi ve zahireden avuç avuç almaya başladı. Onu yine yakalayıp: "Seni mutlaka Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e götüreceğim. Bu üçüncü gelişin, üstelik sıkılmadan başka gelmeyeceğim deyip yine de geliyorsun" dedim. Yine bana rica ederek şöyle söyledi: "Bırak beni, sana birkaç kelime öğreteyim de Allah onlarla sana fayda ulaştırsın". Ben: "Nedir bu kelimeler söyle!" dedim. Bana dedi ki: "Yatağa girdin mi Ayetü'l-Kürsi'yi sonuna kadar oku. Bunu yaparsan Allah senin üzerine muhafız bir melek diker, sabah oluncaya kadar sana şeytan yaklaşamaz". Ben yine acıdım ve serbest bıraktım. Sabah oldu, Resulullah ﷺ:
Devamı yorumda 👇🏻👇🏻👇🏻
Read more
Asrının ileri gelenlerinden Atâ b. Ebû Rebâh ile Ubeyd b. Umeyr, bir gün Resûl-i Ekrem'i en yakından ...
Media Removed
Asrının ileri gelenlerinden Atâ b. Ebû Rebâh ile Ubeyd b. Umeyr, bir gün Resûl-i Ekrem'i en yakından tanıyan sevgili eşi Hz. Âişe'ye gelirler. Ubeyd b. Umeyr, “Anneciğim! Resûl-i Ekrem'de gördüğün en hayretâmiz davranışı bize anlatır mısın?” diye sorar. Hz. Âişe bir müddet sessiz kaldıktan ... Asrının ileri gelenlerinden Atâ b. Ebû Rebâh ile Ubeyd b. Umeyr, bir gün Resûl-i Ekrem'i en yakından tanıyan sevgili eşi Hz. Âişe'ye gelirler. Ubeyd b. Umeyr, “Anneciğim! Resûl-i Ekrem'de gördüğün en hayretâmiz davranışı bize anlatır mısın?” diye sorar. Hz. Âişe bir müddet sessiz kaldıktan sonra şöyle anlatır: Bir gece bana,“Ey Âişe! İzin verirsen, kalkıp bu gece Rabbime ibadet edeyim.” dedi. Ben de, “Vallahi sana yakın olmayı severim ve senin hoşuna giden şeyleri de severim.” diyerek ona müsaade ettim. Kalkıp abdest aldı. Sonra namaza başladı. Namazda o denli ağladı ki gözyaşları göğsünü, sakalını ve secde ettiği yeri ıslattı. Daha sonra Bilâl-i Habeşî sabah namazı için ezan okumaya geldi. Allah Resûlü'nün ağladığını görünce, “Yâ Resûlallah! Yüce Allah geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affettiği hâlde niçin ağlıyorsun?” dedi. Allah Resûlü ona şu cevabı verdi: “Allah'a çok şükreden bir kul olmayayım mı? Bu gece bana bir âyet indirildi. Onu okuyup da tefekkür etmeyene ne yazık: 'Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah'ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre âmâde bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.'”
Bakara, 2/164, Sİ620 İbn Hibbân, Sahîh, II, 386
Görüntü deki yer efendimizin ﷺ Mescidi Nebi de namaz kıldığı mihrab
Read more
Hayranım sana ey koca veli. Seni hâlâ anlamayanlara yazıklar olsun. Cennet mekan Abdülhamid han
Media Removed
Hayranım sana ey koca veli. Seni hâlâ anlamayanlara yazıklar olsun. Cennet mekan Abdülhamid han Hayranım sana ey koca veli. Seni hâlâ anlamayanlara yazıklar olsun. Cennet mekan Abdülhamid han
Sevgili Peygamberimiz özellikle gençlerin evlilik hayatıyla yakından ilgilenmiş, onlara maddî ...
Media Removed
Sevgili Peygamberimiz özellikle gençlerin evlilik hayatıyla yakından ilgilenmiş, onlara maddî ve mânevî yardımlarda bulunmuştur. Evlenmeye gücü yetenlerin gecikmeksizin evlenmelerini tavsiye etmiştir. Çünkü evlilik, iffetli, huzurlu ve güvenli bir hayatın temel taşıdır. ... Sevgili Peygamberimiz özellikle gençlerin evlilik hayatıyla yakından ilgilenmiş, onlara maddî ve mânevî yardımlarda bulunmuştur. Evlenmeye gücü yetenlerin gecikmeksizin evlenmelerini tavsiye etmiştir. Çünkü evlilik, iffetli, huzurlu ve güvenli bir hayatın temel taşıdır. Nesil emniyeti, temiz ve sağlıklı bir toplum ancak bu sayede güvence altına alınabilir. Bu bağlamda Abdullah b. Mes'ûd'un anlattığına göre, Allah Resûlü bir gün çevresindeki gençlere şöyle buyurmuştur: “Ey gençler topluluğu! Evlenme imkânı bulanınız evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur. Evlenme imkânı bulamayan da oruç tutsun. Çünkü orucun, kişi için şehveti kesme özelliği vardır.”(1)

Bekârların evliliği konusundaki sorumluluğu bütün müminlere yükleyen Yüce Allah şöyle buyurur: “Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”(2)

Peygamber Efendimiz de “İyi erkeklerle iyi kadınları (birbirleriyle) evlendirin.”(3) buyurarak ilâhî emri bir kez daha teyit etmiştir. Yine Peygamberimizin ifadesine göre, Yüce Allah'ın, iffetini korumak için evlenene yardım etmesi bir haktır.(4) Allah Resûlü bizâtihi insanların aile hayatlarını yakından takip ederek bu emri uygulamaya çalışmıştır. Onun yolundan giden sahâbe de gençleri evlendirme konusunda duyarlı davranmıştır. Sahâbe içerisinde imkânı olduğu hâlde evlenmeyen genç olmadığı gibi, eşini kaybedenlerin veya eşinden ayrılanların da uzun süre dul kalmadıkları, bir an önce evlenmeye çalıştıkları görülmüştür. Evliliğin ne denli önemli olduğunu bildikleri için onlar, bu konuda daima birbirlerine yardımcı olmuşlardır. Örneğin Osman b. Affân, henüz genç olan Abdullah b. Mes'ûd'u Mina'da bir kenara çekerek arzu ederse kendisini evlendirmek istediğini belirtmiş, İbn Abbâs ise Saîd b. Cübeyr'e evlenmesini tavsiye etmiştir.

1 B5066 Buhârî, Nikâh, 3
2 Nûr, 24/32.
3 DM2212 Dârimî, Nikâh, 10.
4 T1655 Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd, 20
Read more
Loading...
Câfer-i Sâdık Hazretleriʼnin dostluğundan sakınmayı tavsiye ettiği kimseler ise “ahmak”lardır. ...
Media Removed
Câfer-i Sâdık Hazretleriʼnin dostluğundan sakınmayı tavsiye ettiği kimseler ise “ahmak”lardır. Zira ahmak, dostuna faydalı olduğunu zannederek ona zarar verir de bundan haberi bile olmaz. Ahmak, kendisi akla muhtaç iken başkalarına akıl vermeye çalışan, kendisi dalâlette ... Câfer-i Sâdık Hazretleriʼnin dostluğundan sakınmayı tavsiye ettiği kimseler ise “ahmak”lardır. Zira ahmak, dostuna faydalı olduğunu zannederek ona zarar verir de bundan haberi bile olmaz.

Ahmak, kendisi akla muhtaç iken başkalarına akıl vermeye çalışan, kendisi dalâlette olduğu hâlde başkalarına yol gösterme iddiâsında bulunan şaşkın kimsedir. Yani o, kendi kalbinin ölü olduğunu bilmeden başka kalpleri diriltmenin derdine düşen gâfil insandır. TıpkıMevlânâ Hazretleriʼnin naklettiği şu kıssada olduğu gibi:

Bir gün Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’a bir kimse yol arkadaşı olmuş. Beraber giderlerken bu adam, bir köşede bâzı kemikler görmüş ve Hazret-i Îsâ’ya: “–Ne olur yâ Îsâ! Bildiğin ism-i âzam’ı bana da öğret de bu kemikleri diriltip kaldırayım.” diye yalvarmış.

Hazret-i Îsâ ise cevâben: “–O iş senin kârın değildir. İsm-i âzam’ı okuyup ölüyü diriltmek için, yağmurlardan daha temiz bir nefes sahibi, kullukta meleklerden daha anlayışlı bir kişi olmak gerek. İsm-i âzam, (haram ve şüpheli lokmanın geçmediği) temiz bir ağız ve (Allahʼtan uzaklaştıran her şeyden arınmış bir) kalp ister. Yani öyle bir kimse ki, nefsi haram ile kirlenmiş olmasın ve melekler gibi isyan ve günahtan pâk olsun. Çünkü bir kimsenin nefsi pâk olmadan, o kimsenin duâsı makbûl olmaz!.. Meselâ farzedelim ki sen, Hazret-i Mûsâʼnın asâsını elinde tutabilirsin. Fakat Mûsâ’daki kuvvet sende var mı ki, onu ejderha yapabilesin… İşte bunun gibi, sende Îsâ’nın nefesi yokken ism-i âzam’ı okumanın sana ne faydası olur ki?!” dedi.

Fakat gâfil yine durmadı ve: “–Yâ Îsâ! Bu istîdat bende yoksa, bâri sen o kemiklerin üzerine oku!” dedi. Îsâ -aleyhisselâm-, bu ahmağın sözlerine ziyâdesiyle şaşırdı ve: “–Yâ Rabbi! Bu esrârın hikmeti nedir? Bu ahmağın bu derece tartışmaya meyli nedendir?Kendisinin kalbi ölü, başkasının cesedini diriltmeye çalışıyor! Hâlbuki ona düşen; asıl ölü olan kendi kalbini ihyâ etmeye çalışmaktır. Kendi kalbini diriltmek için duâ edeceğine, başkalarını ihyâya çalışıyor. Bu ne dehşetli bir gaflettir!” diyerek hayretini ifâde etti.

Şu hâdise de, bu hakîkatin bir başka ifâdesidir:

Devamı yorumda 👇🏻
Read more
Üç tip insandan uzak durun: 1. Osmanlı'ya düşman olanlara 2. Tasavvufa karşı olanlara 3. Irkçılık yapanlara | Sezai Karakoç Üç tip insandan uzak durun:

1. Osmanlı'ya düşman olanlara
2. Tasavvufa karşı olanlara
3. Irkçılık yapanlara | Sezai Karakoç
Loading...
Hadisin Açıklaması Bu hadiste, Müslümanın huzurlu bir hayat sürmesinin üç esası belirtilmektedir. ...
Media Removed
Hadisin Açıklaması Bu hadiste, Müslümanın huzurlu bir hayat sürmesinin üç esası belirtilmektedir. Geniş evde insan dinlenir, ibadetlerini rahatça yapar. Erkek ve kız çocuklarına, dinimizin uygun gördüğü gibi ayrı odalar verir. Misafirlerini rahat bır şekilde ağırlar. Dar ve ... Hadisin Açıklaması
Bu hadiste, Müslümanın huzurlu bir hayat sürmesinin üç esası belirtilmektedir.
Geniş evde insan dinlenir, ibadetlerini rahatça yapar. Erkek ve kız çocuklarına, dinimizin uygun gördüğü gibi ayrı odalar verir. Misafirlerini rahat bır şekilde ağırlar. Dar ve havasız ev ise sağlığa zararlıdır.
İyi komşu, her zaman komşusunun yanıda olur; onun sevnincini paylaşır; acısına ortak olur; yardıma ihtiyacı olduğunda yardımına koşar.
İyi ve uysal binek (günümüzde araba gibi misal) de sahibini gideceği yere rahat bir şekilde ulaştırır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Geniş ev, huzur içinde yaşamayı sağar.
2. İyi komşu, insanın sevinç ve dert ortağı olur.
3. İyi binek, gidilecek yere insanı kolayca ulaştırır. (Edebû'l-Müfred, s.180 n.116)
Read more
Allah (c.c) katından en kıymetli kardeşlik hiçbir menfaaat gözetmeksizin birbiri yanlız Allah ...
Media Removed
Allah (c.c) katından en kıymetli kardeşlik hiçbir menfaaat gözetmeksizin birbiri yanlız Allah için sevenlerin kardeşliğidir. Hayatımıza örnek teşkil eden ensar ve muhacir kardeşliği bizler için örnektir. İşte İslam’da din kardeşliğinin önemi… Enes bin Mâlik (r.a) şöyle der: ... Allah (c.c) katından en kıymetli kardeşlik hiçbir menfaaat gözetmeksizin birbiri yanlız Allah için sevenlerin kardeşliğidir. Hayatımıza örnek teşkil eden ensar ve muhacir kardeşliği bizler için örnektir. İşte İslam’da din kardeşliğinin önemi…

Enes bin Mâlik (r.a) şöyle der: “Rasûlullah r din kardeşlerinden birini üç gün göremezse, onu sorardı. Uzaktaysa onun için duâ eder, evindeyse ziyaret eder, hasta ise şifa dilemeye giderdi.” (Heysemî, II, 295)

Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlerin kardeş olduğunu beyan buyurur. Efendimiz r de bir mü’minin din kardeşleriyle arasında sağlam bir muhabbet bağı tesis etmeden tam bir îmâna ulaşamayacağını bildirir.

Rasûlullah (s.a.v) din kardeşliğinin ehemmiyetini şöyle ifâde eder: “Mü’min, kardeşiyle beraber çoktur.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, no: 2800) “Kişi kardeşinden müstağnî değildir. Tıpkı iki el gibi bunların biri diğerinden aslâ müstağnî olamaz.”
(Deylemî, Firdevs, III, 409/5251) “Mü’minler birbirleriyle karşılaştıklarında, birbirini yıkayan iki el gibidirler.”
(Süyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs, no: 21028; Deylemî, Firdevs, IV, 132/6411)

Yani mü’min kardeşler, birbirlerine yardımcı olur, eksiklerini giderir, hatâlarını düzeltir, yumuşak bir üslûpla güzel nasihatlerde bulunurlar.

Din kardeşini Allah için sevmenin fazîleti de şöyle beyan buyrulur: “Kıyâmet günü Allah Teâlâ şöyle buyurur: Celâlim hakkı için, bana itaat maksadıyla birbirlerini sevenler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün, onları (Arş’ımın) altında gölgelendirecek ve muhâfaza edeceğim.”
(Müslim, Birr, 37)

Bir gün Rasûlullah (s.a.v): “Allâh’ın kullarından birtakım insanlar vardır ki, nebî ve şehîd değildirler. Fakat kıyâmet gününde Allah katındaki makamlarından dolayı onlara nebîler ve şehîdler imrenerek bakacaklardır.” buyurmuştu.

Ashâb-ı kirâm: “–Bunlar kimlerdir ve ne gibi hayırlı ameller yapmışlardır? Bize bildir de biz de onlara sevgi ve yakınlık gösterelim yâ Rasûlâllah!” dediler.

Devamı yorumda yorumda 👇🏻
Read more
Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda ... Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.
Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
İşte onlar gerçekten mü'minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır. | Enfâl sûresi 2-4
Read more
Hem kaleler ve dahi gönüller feth eden Atam. Giydiğim beyaz elbisem ben şehit olursam kefenim ...
Media Removed
Hem kaleler ve dahi gönüller feth eden Atam. Giydiğim beyaz elbisem ben şehit olursam kefenim olsun diyerek ortaya can koyarak bu topraklara can veren komutan... ...... " Sultan Alpaslan yalnızca büyük bir asker ve komutan değildir, Türk tarihinin en büyük dini jeopolitik tasarımını ... Hem kaleler ve dahi gönüller feth eden Atam.
Giydiğim beyaz elbisem ben şehit olursam kefenim olsun diyerek ortaya can koyarak bu topraklara can veren komutan... ......
" Sultan Alpaslan yalnızca büyük bir asker ve komutan değildir, Türk tarihinin en büyük dini jeopolitik tasarımını inşa ederek Pax-Sunnica/ Sünni Barışını da kuran bir dehadır.

Bu sayede Anadolu'nun İslamlaşmasının ve Ehli sünnet itikadının zeminini sağlamıştır.

Bağdat'tan kısa sürede Diyarbakır, Konya, Sivas ve Tokat-Niksar'a kadar medrese ağları Sultan Arpaslan'ın dehasıyla gerçekleşmiştir. Kılıçla fethettiği topraklarda ilim ve kültürle kalabileceğini anlayan ender liderlerden biridir.

Unutmayın Anadolu'yu fetheden komutan Sultan Alparslan, Hanefiliğin ve Şafiliğin kültür dünyasını kuran Azamiyye ve Nizamiyye medreselerini kuran büyük bir dehadır.

Anadolu'yu bize açan sadece Alparslan'ın kılıçı değil; bu medreselerin ilim ve irfan büyükleridir.

Ordular size kapıları açar ama girdiğiniz kapıdan bin yıl çıkmamanızı sağlan şey, bilgiyi de yönetme gücünüzdür.

Sultan Alparslan, Türk tarihinde orduları ve bilgiyi yönetmeyi başaran ilk komutan olarak anılmalıdır. İkincisi ise Fatih Sultan Mehmed'dir. " Prof.Dr.Hilmi Demir
Read more
Loading...
Çok büyük bir hakikati bilmemiz gerekiyor. O da nedir biliyor musunuz? İnsanlık tarihinde zinanın ...
Media Removed
Çok büyük bir hakikati bilmemiz gerekiyor. O da nedir biliyor musunuz? İnsanlık tarihinde zinanın bu kadar hoş görüldüğü bir dönem daha olmamıştır. İnsanlık bugüne kadar zinayı kanunla koruma altına almamıştır. Hayatında haram bir kadına, haram bir erkeğe bakmamış insanların çocuklarının ... Çok büyük bir hakikati bilmemiz gerekiyor. O da nedir biliyor musunuz?

İnsanlık tarihinde zinanın bu kadar hoş görüldüğü bir dönem daha olmamıştır. İnsanlık bugüne kadar zinayı kanunla koruma altına almamıştır. Hayatında haram bir kadına, haram bir erkeğe bakmamış insanların çocuklarının zinaya adım adım gittiklerini gördükleri hâlde uykularının kaçmadığı bir zaman insanlıkta olmamıştır bugünkü kadar. Şu Anadolu deyimi, bunu çok güzel anlatıyor: Bütün taşlar bağlanmış, köpekler de hep salınmış adeta. Gençlerin ve hatta orta çağ yaşayanların yaşları otuzla elli-altmış arasında olanlar yani orta zamanı yaşayanlar ciddi bir şekilde zina ile kucak kucağa olduğu bir zamanda yaşıyoruz.

Hiçbir gence “Ne yapıyorsun, utanmıyor musun?” diyemiyorsun. Ne hakkın var buna ne de o gencin cebinden çakı çıkartıp seni bıçaklamayacağına dair bir garantin var. Hatta ve hatta polise “Burada şu rezillik yapılıyor ve şöyle bir tehlike var.” diye şikâyet etme hakkın da yok. Hakkın yok! Bazı mü'min kardeşlerimiz bundan siyasi çıkarım yapıp “Birini mi tenkit ediyor, bir şey mi söylemek istiyor?” deyince “Var canım, şikâyet edebilirsin.” diye bana bin bir edebiyat yapabilir. Örnek olarak birisi filanca ihbar numarasını arayıp “Şurada üç tane genç rezillik âlemi yapıyor.” deyiversin bakalım ne cevap alacak? Bir şey diyemiyorsun. Yani taşlar zincirlenmiş, köpekler salınmış.

Hayat Rehberi
Read more
Hz. Ali (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz ...
Media Removed
Hz. Ali (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz şöyle buyurdular: "Kim kendisini Beytullahi'l-haram'a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse onun Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi arasında fark ... Hz. Ali (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre;
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz şöyle buyurdular: "Kim kendisini Beytullahi'l-haram'a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse onun Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zira, Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur: "Oraya yol bulabilen insana, Allah için Kabe'yi haccetmesi gerekir" (Al-i İmran 97)." Tirmizi, Hacc 3, (812)
Lebbeyk Allahümme lebbeyk.. Ne kadar özledim..
Read more
Hadis-i şerif para biriktirmekte hırs gösterenleri lanetlemektedir. Meşru olarak kazanmanın ...
Media Removed
Hadis-i şerif para biriktirmekte hırs gösterenleri lanetlemektedir. Meşru olarak kazanmanın helâl olduğunu daha önce (395 numaralı hadiste) (ileride paylaşacağım) belirtmiştik. Yasağın şiddetini ifade için Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hem lânet olsun, yani "Allah'ın ... Hadis-i şerif para biriktirmekte hırs gösterenleri lanetlemektedir. Meşru olarak kazanmanın helâl olduğunu daha önce (395 numaralı hadiste) (ileride paylaşacağım) belirtmiştik. Yasağın şiddetini ifade için Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hem lânet olsun, yani "Allah'ın rahmetinden uzak olsun"  diyerek, hem de bu işi yapanları "altın ve gümüşe tapanlar" diye tehzil edici bir teşbihte bulunarak yapmıştır.
Para kazanmada gayr-ı meşruluğun ölçüsü, "hırs"tır. Yani paraya aşırı bir hırs gösterip haram-helal demeden sâdece kazanmayı düşünen, zekâtını vermeden, hayır yolunda harcamadan sadece çoğaltmayı düşünen kimse paraya tapıyor demektir. Zira mükerrer âyet ve hadisler mü'mini Allah ve Resûlü (radıyallahu anh)'nün sevgisini her çeşit sevgiden üstün tutmaya dâvetle bunu emrederler. Hatta bir hadislerinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Din sevgi ve buğzdan başka birşey değildir" buyurur. Şu halde para sevgisi Allah sevgisinden öne geçti mi, bu ona tapmadır. Para kazanma meşgaleleri yüzünden ibadeti terketmek, kazanılan paranın zekâtını tam olarak gönül hoşluğuyla ödememek gibi durumlar para sevgisinin Allah ve Resulüne olan sevgiye galebe çaldığını gösterir.
Şârihler, hadiste "altın ve gümüşe sahip olanlar" veya "cem edenler"in zikredilmemiş olmalarına dikkat çekerler, çünkü, belirttiğimiz gibi suç olan "para kazanmak" değildir, "tapınmaya düşmek"dir, para sebebiyle Allah'ı unutmak, tuğyan etmektir.
Hadiste "altın" ve "gümüş"ün zikri, dünyevî serveti bunlar temsil ettiği içindir. Değilse, her çeşit madde düşkünlüğü buna dâhildir. Nitekim günümüzde dolar, apartman dairesi, arsa, fabrika vs. düşkünleri çoğalmaktadır.
#ilimmektebi
Read more
Loading...
Seyyid Osman Hulusi Efendinin oğlu anlatıyor; Osman Hulusi Efendi ve ihvanlarıyla birlikte Umreye ...
Media Removed
Seyyid Osman Hulusi Efendinin oğlu anlatıyor; Osman Hulusi Efendi ve ihvanlarıyla birlikte Umreye gittiler. Medine-i Münevvere de seyyid cafer var idi. Bir akşam hurma bahçesinde Seyyid Osman Hulusi Efendi ile seyyid cafer buluşacaklardı. Hep birlikte ihvanlar ile beraber hurma ... Seyyid Osman Hulusi Efendinin oğlu anlatıyor; Osman Hulusi Efendi ve ihvanlarıyla birlikte Umreye gittiler. Medine-i Münevvere de seyyid cafer var idi. Bir akşam hurma bahçesinde Seyyid Osman Hulusi Efendi ile seyyid cafer buluşacaklardı. Hep birlikte ihvanlar ile beraber hurma bahçesine gittik. Seyyid cafer haber gönderdi ki hastaymış rahatsızlanmış o yüzden gelemiyor. Sonra hurma bahçesinde yemekler yendi kasideler okundu. Bu arada seyyid cafer evde hasta yatıyor yorgunluk vardı üzerinde ve uyuklar gibi olmuş. O arada Rasulullah ﷺ efendimizi Şeyh Hamideddin- Veli (Sonuncu baba) ile beraber rüyasında görmüş. Rasulullah efendimiz seyyid cafere kızmış ve "Bizim evladımız Osman Hulusi gelmiş buraya ziyarete sen ise burada yatıyorsun öyle çabuk kalk ve onun yanına git" demiş. Ardından seyyid cafer uyanır ve hemen o halde Osman Hulusi Efendinin yanına varır ve bu rüyayı da ona anlatır.. (Not: Osman Hulusi Efendi somuncu babanın torunudur ve seyyid yani peygamber efendimizin soyundan geliyor. Hayatını mutlaka okuyun araştırın nasihat yayınevinden kitaplarını alın. Fazla bilinmeyen ama büyük bir mürşid-i kamil olan Osman Hulusi Efendiyi tanıyın ve ziyaretine gidin darendeye hem onun hemde Sonuncu babanın.)
Divanındaki bir çok şiirini gece rüyasında ilham yolu ile almıştır kağıt kalemin fazla olmadığı zamanlarda uyanır kömür ile duvara şiiri yazar idi sonradan kağıt kalem bulunduğunda duvardaki yazıyı silerdi. Kendisi de bunu bir kaç beytinde beyan etmiştir ilham yolu ile geldiğini. Rabbim şefaatlerine mazhar eylesin..
Read more
İstiğfar o kadar mükemmel ve muazzam bir duadır ki emsali yok dense yeridir. Her kim istiğfara devam ederse Cenab-ı hakk onu bütün kederlerinden, gamlarından hatta dertlerinden kurtarıp selamete eriştirir. Her darlık ve sıkıntılarından kurtarır ve hiç ummadığı yerlerden ona rızıklar ... İstiğfar o kadar mükemmel ve muazzam bir duadır ki emsali yok dense yeridir. Her kim istiğfara devam ederse Cenab-ı hakk onu bütün kederlerinden, gamlarından hatta dertlerinden kurtarıp selamete eriştirir. Her darlık ve sıkıntılarından kurtarır ve hiç ummadığı yerlerden ona rızıklar gönderir.
"Kim Allah'tan korkarsa Allah ona işinde bir kolaylık yaratır ve onu ummadığı yerden rızıklandırır." (Talâk/2-3)
(Müminlere vaazlar s.36)
Read more
Tirmizî'nin sahih olduğunu belirttiği bu hadisle Hazreti Peygamber ﷺ "mal" konusuna dikkat çekmiştir. ...
Media Removed
Tirmizî'nin sahih olduğunu belirttiği bu hadisle Hazreti Peygamber ﷺ "mal" konusuna dikkat çekmiştir. Şârihler, hadiste geçen "fitne'yi dalâlet ve masiyet, yani sapıtma ve Hakk'a isyan olarak anlarlar. Yani bu ümmeti hak yoldan ayıracak, İslâm'dan uzaklaştıracak en mühim âmil "madde ... Tirmizî'nin sahih olduğunu belirttiği bu hadisle Hazreti Peygamber ﷺ "mal" konusuna dikkat çekmiştir. Şârihler, hadiste geçen "fitne'yi dalâlet ve masiyet, yani sapıtma ve Hakk'a isyan olarak anlarlar. Yani bu ümmeti hak yoldan ayıracak, İslâm'dan uzaklaştıracak en mühim âmil "madde ve mal" olmaktadır. İslâm düşmanı gizli ve açık komitelerin, mahallî ve beynelmilel teşkilatların Müslümanları ayartabilmek için en ziyade "madde"ye dayandıklarını müşahede ettikçe, nice yakınlarımızın, bu vatan evlatlarının maddî menfaat sebebiyle dinden koptuklarını gördükçe, "Kâfirler mallarını, Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir." (Enfal: 8/37) âyetinin teyidini görmekle Resûlullah'ın ﷺ benzeri ihbaratında ortaya çıkan gaybtan haber mucizesi karşısında hayranlığımızı ifade etmekten kendimizi alamıyoruz.
Bu ve bundan sonra da göreceğimiz bir kısım hadisler, yanlış yoruma sebep olmamalı. İslâm temelde servete, kuvvete karşı değildir. Bilakis, pekçok hadis Müslümanı kazanmaya teşvik eder. Dinimizin mühim bir parçasını teşkîl eden zekât, sadaka gibi farz ve mendup emirlerin yerine getirilmesi, cihad vazifesinin başarıyla yürütülmesi hep "mal"a, mal sahibi olmaya bağlıdır. Keza: "Veren el alan elden üstündür", "Kuvvetli mü'min, Allah nezdinde zayıf mü'minden daha hayırlı, daha üstün, daha sevgilidir", "Müttakî olana zenginliğin bir zararı yoktur" gibi hadisler, "(Ey mü'minler!) onlara karşı gücünüzün yettiğince -Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip, sizin bilmediğinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın" (Enfal:8/60), gibi âyetler Müslümanı çalışmaya, kuvvetli olmaya teşvik etmektedir.
Öyle ise, "mal" ve "madde"yi kınayan ifadelerin gayesi, bunların, her an uyanık olunmadığı takdirde ahlâki ve dinî hayatımızda sebep olacağı sefahat ve düşüklüklere karşı uyarmaktır.
Unutmayalım ki, bütün terakki ve kalkınma hareketleri yoksulluk ve darlıktan doğduğu halde, duraklama ve gerileme hareketleri de doruk noktasına ulaşan bolluk ve zenginliğin getirdiği rehavet ve sefâhetle başlamaktadır.
Devamı yorumda 👇
Read more
Loading...
Birgün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teala’nın tevekkül ehlini dünya ve âhirette ...
Media Removed
Birgün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teala’nın tevekkül ehlini dünya ve âhirette muhâfaza edeceğini ve onların hesapsız ve azapsız cennete gireceklerini bildirdi ve şöyle buyurdu: “Geçmiş ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında üç beş kişilik küçük ... Birgün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teala’nın tevekkül ehlini dünya ve âhirette muhâfaza edeceğini ve onların hesapsız ve azapsız cennete gireceklerini bildirdi ve şöyle buyurdu:
“Geçmiş ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında üç beş kişilik küçük bir grup vardı. Peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve peygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük bir kalabalık çıktı. Kendi ümmetim sandım. Bana; “Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, Sen ufka bak!”dediler. Baktım, çok büyük bir karaltı gördüm. İşte bunlar Sen’in ümmetindir. İçlerinden hesapsız ve azapsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır dediler.”
İbn-i Abbâs radıyallâhu anhümâ diyor ki: Söz buraya gelince Peygamber Efendimiz kalkıp evine gitti. Oradaki sahâbîler bu yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında konuşmaya başladı.
Kimileri; “Bunlar peygamberin sohbetinde bulunanlar olmalı” dedi. Kimileri de: “Bunlar İslâm geldikten sonra doğup, şirki tanımamış olanlardır” dedi. Onlar bu meseleyi tartışırken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem oraya geldi. Ashâb-ı kiram:
“–Hesapsız ve azapsız cennete gireceklerin kimler oldukları hakkında konuşuyoruz” dediler. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:
“–Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine tevekkül edenlerdir” buyurdu.
Bunu duyan Ukkâşe bin Mıhsan radıyallahu anh yerinden fırlayarak:
“–Beni de onlardan kılması için Allah’a duâ et yâ Rasûlallah!” dedi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de:
“–Sen onlardansın!” buyurdu.
Sonra bir başka sahâbî daha kalktı ve:
– Beni de onlardan kılması için dua buyur yâ Rasûlallah, dedi. Efendimiz bu defa:
“– Fırsatı değerlendirmekte Ukkâşe senden önce davrandı. Bu konuda Ukkâşe seni geçti” buyurdu. (Müslim, Îmân, 374; Buhârî, Rikâk, 50)

Ukkâşe radıyallahu anh Bedir, Uhud, Hendek dahil bütün savaşlara katıldı. (el-İstiab, III, 1080)
Read more
• Toprak yanar, su yanar, ates yanar, kül yanar,  Ismini söylemeyen dudak yanar, dil yanar! Tutusup hasretinle kavrulur nice beden,  Visâlinle Efendim parmak yanar, el yanar! Kivilcimlar saçilir mahserinden hülyanin,  Yoklugunla ey Nebi (sas) gayri nice kul yanar! Kavusmak ...
Toprak yanar, su yanar, ates yanar, kül yanar, 
Ismini söylemeyen dudak yanar, dil yanar!
Tutusup hasretinle kavrulur nice beden, 
Visâlinle Efendim parmak yanar, el yanar!
Kivilcimlar saçilir mahserinden hülyanin, 
Yoklugunla ey Nebi (sas) gayri nice kul yanar!
Kavusmak ümidiyle nice tende can küser, 
Sag yanimdan ask vurur, sonra döner sol yanar!
Yikilir ihtiraslar birden; heyecan küser, 
Sensiz tutundugumuz umut yanar, dal yanar!
Bir ok gibi yalnizlik saplanir yüreklere, 
Gözlerden oluk oluk yas düser, melâl yanar!
Bütün renkler beyaz ki Sen’in baktigin yerde, 
Utancindan mor yanar, yesil yanar, al yanar!
Ebedî karanliga gömülür bin bir arzu, 
Sonra gökler kararir umut ve hayal yanar!
Ses verir mâverâdan zümrüt gagali kuslar, 
Ebrehe’nin feryadi yankilanir fil yanar!
Bir sahadet ugruna sana açilan elin, 
Parmaginda gül biter, öbür yanda çöl yanar!
O sedâ ki ‘Allah bir! ’ diye, yükselir arsa; 
Hicrâninla her vakit Amr yanar, Bilâl yanar!
Sana ulasmak nedir ey Sultanlar Sultani (sas) , 
Kaç asirdir yürürüz ayak yanar, yol yanar!
Bir dokunus bin asir ömre bedeldir, heyhat; 
Sen’i bilmeyen canda küflenmis vebâl yanar!
Oysa simdi tarumar yediveren-yedi renk, 
Sensizlik diyarinda bagbân yanar, gül yanar!
Talihin aynasinda kan ve yanik kokusu, 
Sensizlik özlemiyle vurulan ikbâl yanar!
Karanlik bir fezâ ki, ötesi yangin yeri, 
Günes bahtina küskün her lâhza hilâl yanar!
Ebedî karanliga mahkûm olmustur baykus, 
Her seher vakti ferman bekleyen bülbül yanar!

Toprak yanar, su yanar, ates yanar, gül yanar, 
Ismini söylemeyen dudak yanar, dil yanar!
Read more
İbadetin, mümin kimliğinin inşasında vazgeçilmez bir rolü vardır. Zira ibadet, insanı beşerî ...
Media Removed
İbadetin, mümin kimliğinin inşasında vazgeçilmez bir rolü vardır. Zira ibadet, insanı beşerî zaaflarından arındıran, irade ve sabrı öğreten, kişiyi disipline eden vasıflara sahiptir. İbadetler her ne kadar belli şekilsel davranışlardan ibaret gibi görünse de bu şekillerin altında ... İbadetin, mümin kimliğinin inşasında vazgeçilmez bir rolü vardır. Zira ibadet, insanı beşerî zaaflarından arındıran, irade ve sabrı öğreten, kişiyi disipline eden vasıflara sahiptir. İbadetler her ne kadar belli şekilsel davranışlardan ibaret gibi görünse de bu şekillerin altında itaatin, bağlılığın özü gizlidir. İbadet kişiyi benlikten, kibirden, bencillikten, kul olmaya engel olan her türlü vehimden, haset, israf, ihtiras, cimrilik ve benzeri kötü duygu ve düşüncelerden arındırır. İbadet, insanı her türlü kötülüğü düşünmekten ve yapmaktan koruyan bir kalkandır. İbadet, müminin nişanı, mümin olmasının alâmeti, imanının göstergesidir.(1) İbadet etmek kişinin bireysel sorumluluğunda olsa da sonuçları itibariyle toplumu şekillendiren bir işlevselliğe sahiptir. Bu bağlamda dinin temel ibadetlerinden sayılan namaz, hac gibi bazı kulluk vazifelerinin topluca, cemaatle ifasının istenmesi mutlaka sosyal neticeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ayrıca ferdî sorumluluk alanında zikredilen sadaka ve zekât gibi ibadetlerin toplumdaki yardımlaşma, dayanışma, birlik ve beraberlik ruhuna ulaşma noktasında icra ettikleri işlevler izahtan varestedir. Bütün ibadetler ve ibadet niyetiyle yapılan tüm iş ve davranışlar, kul ile Allah ilişkisini düzenlemekle kalmayıp, ferdin psiko-sosyal duruşunu belirlemekte ve toplumun yapısını inşa etmektedir. Haddizâtında Yüce Allah'a kulluk etmek üzere yaratılan insan, daima bu şuurla hareket etmeli ve Cenâb-ı Hakk'a şu şekilde dua etmelidir: “Allah'ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmekte bize yardım et.”(2)
1 Fetih, 48/29.
2 HM7969 İbn Hanbel, II, 299.
Read more
• Geceleri ayaklarının üzerinde durmaktan o sultanın ﷺ ayakları şişerdi. Ona ümmetim, diyenlerin ...
Media Removed
• Geceleri ayaklarının üzerinde durmaktan o sultanın ﷺ ayakları şişerdi. Ona ümmetim, diyenlerin ona tâbi olması gerekir. Ümmetlik davası ederiz ama ne sözümüzde ne de işimizde ona uyarız. O iki cihanın övüncü ﷺ, geceleri sabaha kadar ayaklarının üzerinde durarak ibadet ederdi. Ayakta ...
Geceleri ayaklarının üzerinde durmaktan o sultanın ﷺ ayakları şişerdi. Ona ümmetim, diyenlerin ona tâbi olması gerekir. Ümmetlik davası ederiz ama ne sözümüzde ne de işimizde ona uyarız. O iki cihanın övüncü ﷺ, geceleri sabaha kadar ayaklarının üzerinde durarak ibadet ederdi. Ayakta durmaktan mübarek ayakları şişerdi. Bizim ise çok yatıp uyumaktan gözlerimizin kapakları şişiyor, yanlarımız ağrıyor. Altımızda kalın kaba döşeklerde uyumamıza rağmen hâlâ yanlarım ağrıyor diye şikayetleniriz. Onun açlıktan mübarek karnı, mübarek arkalarına yapışırdı. Mübarek karnına taş bağlardı. Bizim çok yemekten karnımız doymuş olur, öküz gibi şişeriz, hışlarız, nefes alıp vermekte güçlük çekeriz, yatamayız, yemeğimizi sindirmek için ekşi ve turşu isteriz. Yemeği hazmetmekte zorlanır, şikayet eder, doktora gideriz. "Şu nabzıma baksana, niçin yediğimi hazmetmekte zorlanıyorum?" deriz. Doktorlarlarda türlü türlü tedaviler ararız. Peygamber Efendimiz ﷺ devamlı fakirlerle beraberdi. Çoğunlukla onlarla sohbet ederdi. Biz, fakirlerle sohbet edip konuşmak şöyle dursun onların adını anmaktan utanırız. Şu halde bize gereken, bu derdimize çare aramaktır. Yoksa Hakk'ın huzuruna bu kötü halimizle gideriz. Kara cahilliği, kendini bilmezliği bırakıp Allah dostlarının eşiğine düşelim. Geçici heveslerden uzaklaşalım.
- Eşrefoğlu Rumî (k.s.)
#umre #umre2017 #igmg
Read more
Hz. Fatıma (r.a) anamız sen ki kapının biri çaldığında"Kim o"demeye bile haya ederdin. ..Şimdi insanlara "resimlerini kaldır" dediğimizde:"Sanane benim başım kapalı hiç bir yerimde açıkta değil diyorlar...Ne olur yapmayın...!Kim size hangi gözle bakıyor  bilemezsiniz, hele ki ... Hz. Fatıma (r.a) anamız sen ki kapının biri çaldığında"Kim o"demeye bile haya ederdin. ..Şimdi insanlara "resimlerini kaldır" dediğimizde:"Sanane benim başım kapalı hiç bir yerimde açıkta değil diyorlar...Ne olur yapmayın...!Kim size hangi gözle bakıyor  bilemezsiniz, hele ki şu ahir zamanda. Fitnelerin bol olduğu bu zamanda. Ne olur yapmayın. Yakışmıyor! ..Allah'ın ayetini başında taşıyan bir hanıma, kendi resmini paylaşıp beğeni alması yakışmıyor.!!Burdaki erkekler sizin mahreminiz değil.!Örtünmek nedir bilirmisiniz.?Bilseydiniz asla bu hatalara düşmezdiniz. Bilinçsiz örtünmeyelim. Örtünmeyi sadece "saçı kapatmaktan ibaret sanmayalım. Kurândaki "Libasüttakvâ " unutmayalım. TESETTÜR Ayet'tir Hadis' tir gizlenmektir bakışlardan kaçınmaktır kendini sadece eşine saklamaktır. Kulluktur ve cennet anahtarıdır...!Neden zülmediyorsun kendine...?Neden..?Neden ihtiyaç duyuyorsun kendini göstermeye? SubhanALLAH düşünemiyorum ya mahremin olmayan erkekler senin resmini alıp telefonundan saklayabilir! Bunları nasıl düşünmezsin.? Sen tırnağını bile göstermekten haya etmelisin.Çünkü sen bir Mumine'sin..!Değerlisin Cennet anahtarısın..! Ona göre davran ne olur...!Benim için değil Allah celle celaluhu için..!Ahiretin için..! (Alıntı)
Read more
Ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlünde taht kuran 2. Bâyezîd Hân-ı Velî (1448-1512) ...
Media Removed
Ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlünde taht kuran 2. Bâyezîd Hân-ı Velî (1448-1512) sekizinci Osmanlı pâdişâhının özellikleri… Küçük yaştan itibaren büyük bir ihtimamla yetiştirilmiş, henüz yedi yaşında iken Hadım Ali Paşa’nın nezâretinde Amasya vâliliğine ... Ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlünde taht kuran 2. Bâyezîd Hân-ı Velî (1448-1512) sekizinci Osmanlı pâdişâhının özellikleri…
Küçük yaştan itibaren büyük bir ihtimamla yetiştirilmiş, henüz yedi yaşında iken Hadım Ali Paşa’nın nezâretinde Amasya vâliliğine tâyin edilmiştir. Böylece üstün bir devlet adamı olarak yetiştirilmesi sağlanmıştır.

II. Bâyezîd Han, üstün bir devlet adamı olduğu gibi, aynı zamanda sanatkâr bir mizaç ve şahsiyete de sahipti. Bestekâr, şâir ve hattat olarak da temâyüz etmiştir.

O, Osmanlı sultanlarının en âlimlerinden biridir. Zira şehzâdeliğinde, sadece fennî ilimleri tahsîl etmekle iktifâ etmemiş, mânen de büyük zâtların üstün terbiyeleriyle yetişip olgunlaşmıştır. Ebu’s-Suûd Efendi’nin babası Muhyiddîn-i İskilibî gibi devrin birçok evliyâsının teveccühlerini kazanmış, onların tasarruf, himmet ve duâlarını almıştı. Birçok hayır müessesesi kurarak, asıl tahtını, ahlâk, fazîlet ve adâlet dolu idâresiyle halkının gönlüne kurmuştu. Bu yüzden kendisine “velî” sıfatı verilerek “Bâyezîd-i Velî” diye anılagelmiştir.

Onu bu makâma, yani zâhirî ve bâtınî sultanlığa yücelten, ihlâs ve takvâsıydı. Nitekim çıktığı seferlerde elbise ve papuçlarına sıçrayan tozları toplattırırdı. Bunların vefâtından sonra yanaklarının altına konmasını va­si­yet etmiş, böylece Hazret-i Peygamber -sal­lâl­lâ­hu aleyhi ve sellem-’in hadîs-i şerîfindeki müjdeye[1] nâil olmak istemiştir.
Şiirlerini, “Adlî” mahlası ile yazardı. Onun gönül derinliğini ve mârifetullâha olan iştiyâkını ifâde eden şiirlerinden iki beyit şu şekildedir:

Hudâyâ, hudâlık Sana yaraşır,
Nitekim gedâlık bana yaraşır..
Çü Sen’sin penâhı, cihân halkının,
Kamûdan Sana ilticâ yaraşır…” “Ey Allâh’ım, Sana ilâhlık lâyık olduğu gibi, bana da (Sen’in yolunda ve huzûrunda) kölelik lâyıktır.” “Zira bütün cihan halkının sığınağı olan (Mevlâ) Sen’sin.. (Bu sebeple) bütün yaratılmışlara, ancak Sana sığınmak yaraşır.” [1] Hadîs-i şerîfte: «Allah yolunda tozlanan kulun tozları ile Cehennem dumanı kat’iyyen bir araya gelmez.» buyrulmuştur. (Tirmizî, 1633; Nesâî, Cihâd, 8, VI, 12)
#osmanlı #tarih #ilim #şiir
Read more
• Hz. Mevlânâ bir gün eve gelir, oğlunu üzgün görür. Sebebini sorar. Oğlu: "Hiç…" der. Hz. Mevlânâ ...
Media Removed
• Hz. Mevlânâ bir gün eve gelir, oğlunu üzgün görür. Sebebini sorar. Oğlu: "Hiç…" der. Hz. Mevlânâ dışarı çıkar. Kapıda asılı bir kurt postu vardır, onu alır üstüne giyer. Ellerini havaya doğru açıp ulumaya başlar. Oğlu babasının bu haline bakıp güler. Hz. Mevlânâ: "Evladım, ...
Hz. Mevlânâ bir gün eve gelir,
oğlunu üzgün görür. Sebebini sorar.
Oğlu: "Hiç…" der.
Hz. Mevlânâ dışarı çıkar.

Kapıda asılı bir kurt postu vardır, onu alır üstüne giyer.
Ellerini havaya doğru açıp ulumaya başlar.
Oğlu babasının bu haline bakıp güler.

Hz. Mevlânâ:
"Evladım, gördün mü?" der.
"Dünya dertleri de işte böyledir.
Kurt, aslında korkutucu bir hayvandır.
Ama sen o postun arkasında babanın olduğunu
bildiğin için korkmadın ve güldün.
İşte bütün dertlerin arkasında da
Rabbinin olduğunu bil ve ona güven..."
#konya #mevlana #ilim #kıssa #nasihat #tasavvuf #mevlevi #mesnevi
Read more
Bizde kendi nefsimizi hesaba çekelim. Acaba camiye gittiğimizde namaza mı yani müminin miracı olan namaza mı gidiyoruz yoksa sadece bedenen camide aklen dünyada mı kalıyoruz.. #namaz #nasihat #kıssa #semerkand Bizde kendi nefsimizi hesaba çekelim. Acaba camiye gittiğimizde namaza mı yani müminin miracı olan namaza mı gidiyoruz yoksa sadece bedenen camide aklen dünyada mı kalıyoruz..
#namaz #nasihat #kıssa #semerkand
• Evlilik, kişiyi günahlardan ve çeşitli kötülüklerden alıkoyar. “İffet” kavramıyla ifade ...
Media Removed
• Evlilik, kişiyi günahlardan ve çeşitli kötülüklerden alıkoyar. “İffet” kavramıyla ifade edilen bu koruma, Kur'an'da kurtuluşa eren müminlerin özellikleri arasında sayılmıştır. Ancak iffetli olmak sadece mahrem yerlerin haramdan korunmasıyla sınırlı değildir. İffeti korumak, ...
Evlilik, kişiyi günahlardan ve çeşitli kötülüklerden alıkoyar. “İffet” kavramıyla ifade edilen bu koruma, Kur'an'da kurtuluşa eren müminlerin özellikleri arasında sayılmıştır. Ancak iffetli olmak sadece mahrem yerlerin haramdan korunmasıyla sınırlı değildir. İffeti korumak, günaha yaklaştıracak vesile ve ortamlardan uzak durmayı da kapsar. Bundan dolayı Yüce Allah mümin erkeklerin ve mümin kadınların gözlerini harama bakmaktan sakınmalarını emreder. Kur'an'da kadın ve erkek, birbirlerini bürüyüp koruyan ve tamamlayan birer elbiseye benzetilmektedir. Eşlerin birbirlerine örtü olmaları, şehvet duygularını kontrol edip kötü yollara düşmekten kaçınmaları, birbirlerinin iffetlerini koruyarak ahlâkî bir bütünlük oluşturmaları demektir. Kur'an'da evlilik için, muhafazalı ve iffetli olmak anlamına gelen “muhsan” tabirinin kullanılması da çiftlerden her birinin evlenmekle günahtan, şehvetin baskısından, hayatın birtakım tehlikelerinden korunmuş olacağını göstermektedir. Nitekim bazı rivayetlerde, “Kişi evlendiğinde dinin yarısını tamamlamıştır. Diğer yarısı için de Allah'tan korksun!” denilmektedir.

BŞ5486 Beyhakî, Şuabü’l-îmân, IV, 382
Read more
Emir Sultan hazretleri zaviyesinde murakebe hâlinde oturuyorken Hacı Bayram Velî ziyaretine ...
Media Removed
Emir Sultan hazretleri zaviyesinde murakebe hâlinde oturuyorken Hacı Bayram Velî ziyaretine gelir. Elini öpüp bir müddet sohbet ettikten sonra Emir Sultan'a "Sultanım! Ben sizi evliyaullahın kısmetlerinin dağıtıldığı yerde görmedim. Bunun aslı nedir?" diye sorar. Bunun üzerine ... Emir Sultan hazretleri zaviyesinde murakebe hâlinde oturuyorken Hacı Bayram Velî ziyaretine gelir. Elini öpüp bir müddet sohbet ettikten sonra Emir Sultan'a "Sultanım! Ben sizi evliyaullahın kısmetlerinin dağıtıldığı yerde görmedim. Bunun aslı nedir?" diye sorar. Bunun üzerine Emir Sultan "Peki kısmetleri dağıtanı gördün mü?" der. Hacı Bayram "Hayır, yüzü örtülüydü sadece ellerini gördüm" deyince Emir Sultan hazretleri sağ elini uzatır. Hacı Bayram Velî hemen eli öper ve "Sultanım, kuşkusuz bu el o eldi" diyerek hayretini ızhar eder. (Hüsameddin Bursevî, Menâkıb-ı Emir Sultan, s.193)
Read more
• Nerdesin ey sevginin ikliminde şavkıyan, Tut ki güneşini arayan aydım dün gece. Hasretle yanmış gönül suya kanmaz dediler, Nevbaharla geleni sensin sandım dün gece. Biz hiç yazı görmedik, kışta doğdun dediler, Nevbaharla geleni sensin sandım dün gece. Bu bahçeler O’nundur ...
Nerdesin ey sevginin ikliminde şavkıyan,
Tut ki güneşini arayan aydım dün gece.

Hasretle yanmış gönül suya kanmaz dediler,
Nevbaharla geleni sensin sandım dün gece.

Biz hiç yazı görmedik, kışta doğdun dediler,
Nevbaharla geleni sensin sandım dün gece.

Bu bahçeler O’nundur bâzen uğrar dediler,
Bir gülün kokusunda seni duydum dün gece.

Dallarda tomurcuklar, ufukta bulutlar var,
Efendim, Sultanım çok yalvardım dün gece.

Tam çiçekler açıyorken, başaklar bağlanmışken,
Titredim Efendim, Seni andım dün gece.

Arzın yüreğine dön ve hâlini arzet dediler,
Diz çöktüm, boyun büktüm, avuç açtım dün gece.

O’nun geçtiği sokaklar mis’ler saçar dediler,
Ötelerden kokularla geldin sandım dün gece.

Biz devrin yetimiyiz, yok derler sahibiniz,
Sahibim, Efendim Sensin sandım dün gece.

Bir muzdarip kalbe, akan yaşa gelir dediler,
Ellerinle elimi tuttun sandım dün gece...
#semerkand #naat #medine
Read more
• Âhirete iman etmek insan hayatına anlam katar, yön verir, değer kazandırır. Bu inanç, insana ...
Media Removed
• Âhirete iman etmek insan hayatına anlam katar, yön verir, değer kazandırır. Bu inanç, insana bütün davranışlarını yüce bir gaye için yaptığı bilincini aşılar. Ebedî hayatı hesaba katarak hareket eden insan, kötülüklerden uzak durur. Dünya hayatını iyilik, dürüstlük, yardımseverlik, ...
Âhirete iman etmek insan hayatına anlam katar, yön verir, değer kazandırır. Bu inanç, insana bütün davranışlarını yüce bir gaye için yaptığı bilincini aşılar. Ebedî hayatı hesaba katarak hareket eden insan, kötülüklerden uzak durur. Dünya hayatını iyilik, dürüstlük, yardımseverlik, yalnızca Yaratıcı'ya kulluk gibi salih ameller üzerine inşa eder. Âhirete inanan insan, dünya hayatında ölçülü, tutarlı hareket eder. Kin, haset, düşmanlık, nefret gibi duygularını törpüler. Affetme, bağışlama, hoş görme duygularını geliştirir. Kendisi, ailesi, çevresi ve toplumu ile barışık yaşar. Belâ ve musibetler karşısında sabırlı ve fedakârca davranabilir. Huzuru ve mutluluğu servet, şöhret, kudret, şehvet gibi fâni yani geçici tatminlerde değil Allah'a imanda, imanı çerçevesinde yaşamada arar. O'nun rızasını kazanabileceği işleri yapmaya çalışır. Âhirete iman bilinciyle hareket eden ve bu bilinç doğrultusunda yaşayan bireyler; erdemli, ahlâklı olmayı, hak hukuka riayet etmeyi, başkalarına saygı göstermeyi, kısaca yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevmeyi şiar edinirler. Bu his ve şuura sahip olan fertlerden müteşekkil olan toplum da huzurlu bir toplum olur.
Read more
İyâs bin Seleme -radıyallahu anh-, babasından şöyle nakleder: “Hazret-i Ömer -radıyallahu ...
Media Removed
İyâs bin Seleme -radıyallahu anh-, babasından şöyle nakleder: “Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- çarşıya uğradı. Elinde bir asâ vardı. Asâyı bana doğru sallayarak; «‒Ortada durma, müslümanların yolunu kapatma!» dedi. Asâ elbisemin ucuna dokundu. Bir sonraki sene tekrar karşılaşınca ... İyâs bin Seleme -radıyallahu anh-, babasından şöyle nakleder: “Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- çarşıya uğradı. Elinde bir asâ vardı. Asâyı bana doğru sallayarak; «‒Ortada durma, müslümanların yolunu kapatma!» dedi. Asâ elbisemin ucuna dokundu. Bir sonraki sene tekrar karşılaşınca bana: «‒Seleme, hacca gidecek misin?» diye sordu. Ben de: «‒Evet.» deyince elimden tutup beni evine götürdü. Bana 600 dirhem verdi ve: «‒Bunları hac yolunda kullanırsın. Şunu bil ki bunlar, sana salladığım asâya karşılıktır!» dedi. Ben: «‒Ey Mü’minlerin Emîri, bahsettiğin asâ meselesini hatırlayamadım?» dedim. O da: «‒Ben ise hiç unutamadım!» dedi. (Taberî, Târîh, IV, 224)
Read more
• Gül-i ruhsâruna karşu gözümden kanlu akar su Habîbim fasl-ı güldür bu; akar sular bulanmaz mı? “Yâ Rasûlâllah! Bu gül/bahar mevsiminde akarsuların büyük bir coşkuyla akması sebebiyle bulanması gibi, Sen’in gül sîmâna karşı aşkımın coşkunluğundan dolayı, gözümdeki yaşlar da kanlı ...
Gül-i ruhsâruna karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu; akar sular bulanmaz mı? “Yâ Rasûlâllah! Bu gül/bahar mevsiminde akarsuların büyük bir coşkuyla akması sebebiyle bulanması gibi, Sen’in gül sîmâna karşı aşkımın coşkunluğundan dolayı, gözümdeki yaşlar da kanlı bir şekilde akmaktadır…”
Read more
Namaz için cami ve mescitlerde bir araya gelen Müslümanların oluşturduğu cemaat, bireylerinin ...
Media Removed
Namaz için cami ve mescitlerde bir araya gelen Müslümanların oluşturduğu cemaat, bireylerinin içinde benliğini erittiği ve yüce gayeler uğruna ferdî düşüncelerini ikinci plana attığı, mânevî bir topluluğun adıdır. O, ortak his, ruh ve şuurun ictimai bir bedene büründüğü özel bir ... Namaz için cami ve mescitlerde bir araya gelen Müslümanların oluşturduğu cemaat, bireylerinin içinde benliğini erittiği ve yüce gayeler uğruna ferdî düşüncelerini ikinci plana attığı, mânevî bir topluluğun adıdır. O, ortak his, ruh ve şuurun ictimai bir bedene büründüğü özel bir topluluktur. Bu sebeple, maddî ve nefsanî hiçbir menfaatin söz konusu olmadığı namaz için oluşturulan cemaat, sırf Allah rızasını amaç edinmiş ulvî bir topluluktur. İnanmış fertlerin oluşturduğu bu topluluk, aynı zamanda bireylerini mânevî yönden olgunlaştırma ve eğitme görevini de yerine getirmekte; mümin, camiden dirilmiş ve yenilenmiş olarak ayrılmaktadır. Nitekim Resûl-i Ekrem, cemaatle kılınan namazın kişiye kazandırdığı güzellikleri şöyle zikreder: “Her kim namaz için güzelce abdest alır, sonra farz namazı kılmak için gider de onu insanlarla veya cemaatle ya da mescitte kılarsa Allah o kimsenin günahlarını affeder.”(1) Enes b. Mâlik de şöyle demiştir: “Kim Allah için kırk gün süreyle cemaatle namaz kılar, ilk tekbire yetişirse o kimseye (Allah tarafından) iki kurtuluş yazılır; birisi ateşten, diğeri münafıklıktan kurtuluş.”(2) Allah Resûlü, namazın ne kadar kalabalık bir cemaat ile kılınırsa Allah'a o kadar sevimli olacağını ve o kadar çok sevap kazandıracağını bildirmişti.(3) Bu rahmet kaynağından belli ölçülere riayet ettikleri takdirde kadınların da mahrum bırakılmamasını ümmetine tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştu: “Allah'ın kadın kullarının Allah'ın mescitlerine gelmelerine engel olmayın. Ancak onlar da camiye koku sürünmeden gelsinler.”(4) Peygamber Efendimiz bu cami ve cemaat ortamından kadınlar kadar çocukların da istifade etmelerine özen göstermişti. Hatta annelerin çocuklarıyla beraber mescide gelmelerine engel olmamış, aksine cemaat içinde bir çocuk ağlaması işittiğinde annesini huzursuz etmesine engel olmak için namazı hafif kıldırarak anneye kolaylık sağladığını bizzat dile getirmişti.(5) Cemaat ile namazın bereketini kavramış olan hanım sahâbîlerin de sabah namazında bile Peygamber Efendimizin arkasında saf tutmuş olmaları dikkat çekiciydi. Müslüman, cemaatle namaza devam ederek rahmet ve ilâhî himmete talip olmaktadır.
Devamı yorumda 👇🏻
Read more
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) hâne-i saâdetlerinden selâmetle ayrıldıktan sonra doğruca Ebû ...
Media Removed
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) hâne-i saâdetlerinden selâmetle ayrıldıktan sonra doğruca Ebû Bekir’in -radıyallahu anh- evine gitmişti. O da hicret için hazırdı. Yol azığı bir dağarcığa kondu. Beraberce evin arka penceresinden çıkarak, daha önce kararlaştırdıkları şekilde, ıssız ... Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) hâne-i saâdetlerinden selâmetle ayrıldıktan sonra doğruca Ebû Bekir’in -radıyallahu anh- evine gitmişti. O da hicret için hazırdı. Yol azığı bir dağarcığa kondu. Beraberce evin arka penceresinden çıkarak, daha önce kararlaştırdıkları şekilde, ıssız yollardan Sevr mağarasına gittiler.

Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a) şöyle buyurur:

Hicret yolculuğunda biz Rasûlullah (s.a.v) ile mağaradayken, tepemizde dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını gördüm ve: “–Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olsa mutlaka bizi görür!” dedim.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “–Sus ey Ebû Bekir! Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyor ve haklarında neler düşünüyorsun!” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 45; Tefsîr, 9/9, Ashâbu’n-Nebî, 2, Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 1)

Maiyyet sırrı… Allah ile beraber Allah’a hicret…
Read more
• سبْحانَ الذي سخَّرَ لَنَا هذا وما كنَّا له مُقرنينَ، وَإِنَّا إِلى ربِّنَا لمُنقَلِبُونَ .اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ في سَفَرِنَا هذا البرَّ والتَّقوى ، ومِنَ العَمَلِ ما تَرْضى .اللَّهُمَّ هَوِّنْ علَيْنا سفَرَنَا هذا وَاطْوِ عنَّا بُعْدَهُ ، اللَّهُمَّ أَنتَ الصَّاحِبُ في ...
سبْحانَ الذي سخَّرَ لَنَا هذا وما كنَّا له مُقرنينَ، وَإِنَّا إِلى ربِّنَا لمُنقَلِبُونَ .اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ في سَفَرِنَا هذا البرَّ والتَّقوى ، ومِنَ العَمَلِ ما تَرْضى .اللَّهُمَّ هَوِّنْ علَيْنا سفَرَنَا هذا وَاطْوِ عنَّا بُعْدَهُ ، اللَّهُمَّ أَنتَ الصَّاحِبُ في السَّفَرِ ، وَالخَلِيفَةُ في الأهْلِ.اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ وعْثَاءِ السَّفَرِ ، وكآبةِ المنظَرِ ، وَسُوءِ المنْقلَبِ في المالِ والأهلِ وَالوَلدِ

Manası:

Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz; yoksa biz buna güç yetiremezdik. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz. ”

Ey Allahım! Biz, bu yolculuğumuzda senden iyilik ve takvâ, bir de hoşnut olacağın ameller işlemeyi nasip etmeni dileriz.

Ey Allahım! Bu yolculuğumuzu kolay kıl ve uzağını yakın et!

Ey Allahım! Seferde yardımcı, geride çoluk çoçuğu aileyi koruyucu sensin.

Ey Allahım! Yolculuğun zorluklarından, üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve dönüşte malımızda, çoluk çocuğumuzda kötü haller görmekten sana sığınırım.
- Müslim, Hac 425. Ebû Dâvûd, Cihad 72; Tirmizî, Daavât 45–46.

Yolculuğa çıkarken bu duayı okuyalım inşâAllah.
#sefer #thy #istanbul #köln #dua #hadis
Read more
Resûlullah ﷺ, evliliği ve eşini ihmal edenlere yönelik uyarılarıyla ileride dinde çıkabilecek ...
Media Removed
Resûlullah ﷺ, evliliği ve eşini ihmal edenlere yönelik uyarılarıyla ileride dinde çıkabilecek aşırılıkların yolunu daha baştan kapatmıştı. Yemek, içmek, dinlenmek, evlilik, sosyal hayatın içine karışmak gibi dünyevî zevk ve ihtiyaçlardan uzaklaşmanın takva olmadığını belirtmişti. ... Resûlullah ﷺ, evliliği ve eşini ihmal edenlere yönelik uyarılarıyla ileride dinde çıkabilecek aşırılıkların yolunu daha baştan kapatmıştı. Yemek, içmek, dinlenmek, evlilik, sosyal hayatın içine karışmak gibi dünyevî zevk ve ihtiyaçlardan uzaklaşmanın takva olmadığını belirtmişti. Dünya ile irtibatı kesip sadece ibadetle meşgul olmayı ruhbanlık olarak değerlendirmiş ve yasaklamıştı. Evlilik, peygamberlerin değişmeyen sünnetlerindendir ve peygamberlerin de eşleri ve çocukları olmuştur. Risâlet öncesinde Hz. Hatice ile, onun vefatından sonra da diğer eşleriyle evlenmiş olan Sevgili Peygamberimiz, “Evlenmek benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir. Evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim...”(1) buyurmuştur. Allah Resûlü'nün bu uyarısı dışlama olarak değil, evliliğe teşvik olarak anlaşılmalıdır.

Ailenin temeli olan evliliğin fert ve toplum açısından pek çok faydası vardır. Her şeyden önce evlilik, karşı cinsler arasında huzur ve sevgi kaynağıdır. Kadın ve erkek evlilik yoluyla sükûn ve mutluluğa kavuşur. Allah'ın evlilik yoluyla eşler arasında sevgi, şefkat, merhamet, kaynaşma ve yakınlaşma duygularını yaratması O'nun varlığının işaretlerindendir.

1 İM1846 İbn Mâce, Nikâh, 1.
#ilim #ilimmektebi #nikah #hadis #medine #المدينةالمنورة #umre
Read more
Zamanın birinde çok fakir bir çoban varmış. Bu çoban öle bir imkansız aşka düşmüşkü dertten gece ...
Media Removed
Zamanın birinde çok fakir bir çoban varmış. Bu çoban öle bir imkansız aşka düşmüşkü dertten gece gündüz ağlar olmuş. çoban padişahın kızına aşıkmış.çobanın arkadaşları ona vazgeç bu sevdadan deseler bile onun gönlüne kar etmezmiş. çoban ne yer ne de içer olmuş.gözyaşları dinmek ... Zamanın birinde çok fakir bir çoban varmış.
Bu çoban öle bir imkansız aşka düşmüşkü dertten gece gündüz ağlar olmuş.
çoban padişahın kızına aşıkmış.çobanın arkadaşları ona vazgeç bu sevdadan deseler bile onun gönlüne kar etmezmiş.
çoban ne yer ne de içer olmuş.gözyaşları dinmek bilmiyomuş.
Onun bu durumuna çok üzülen arkadaşı o ülkenin bilgesi olan adama gitmiş.
Durumu bir bir anlatmış.yaşlı bilge çobanı al ve bana getir demiş.
Arkadaşı çobanın yanına varmış ve onu bilge dedeye götürmüş
bilge dede çobana:'bak oğlum tam kırk gün boyunca bu mağarada
oturup gece gündüz demeden allah allah diye zikredeceksin.
Kırkıncı günün sonunda padişahın kızı sana gelecek demiş.çoban
buna ne kadar inanmasada başka bir çaresi olmadığını anlamış.
çoban o günden sonra allah allah diye zikretmeye başlamış.
Aradan yirmi gün kadar geçmiş fakat hala hiçbirşey değişmemiş.
çaresiz çoban devam etmiş.bu arada köyde bir söylenti çıkmış.
Mağarada bir ermişin olduğunu ve gece gündüz durmadan ağlayarak
allah diye zikrettiği dilden dile dolaşır olmuş.bu söylenti
padişahada ulaşmış.padişahın ise böle birine ihtiyacı varmış.
Padişah ülkenin bilgesine gidip o çobanı nasıl ikna edebilirim diye sormuş.
Bilge kızını ver demiş.
Padişah ertesi gün bütün adamlarını toplayıp mağaraya çobanın yanına gitmiş.
Ayrıca o gün kırkıncı günde dolmuştu.
Padişah çobanın yanına vararak dile benden ne dilersen yeterki benimle birlikte saraya gel sana kızımı bile veririm demiş.
çobanın arkadaşı heyacanla çobana bakmış işte o an geldi diye sevinmiş.
çoban usulca kalkıp siz çok yaşayın padişahım fakat hiçbişey istemiyorum diyerek susmuş.
çobanın arkadaşı çobana nasıl istemezsin senki yıllarca padişahın kızı için kendini yiyip bitirmedinmi şimdi neden istemiyosun.
çoban ben kırk gün boyunca padişahın kızı için allah dedim
allah bütün sarayı ayağıma getirdi.
Peki şimdi söleyin allah için allah deseydim ne olurdu.
Işte asıl aşkı buldum ben der.
ALLAH(C.C)bizlerede çobanın aşkından nasip etsin inşaAllah
Amin.
Read more
Kim Allah ile savaşmış 'da o savaşı kazanmıştır?
Media Removed
Kim Allah ile savaşmış 'da o savaşı kazanmıştır? Kim Allah ile savaşmış 'da o savaşı kazanmıştır?
Tasavvufî terbiyenin özü, Peygamber Efendimizʼin ﷺ-zâhir ve bâtın- bütün hâl ve tavırlarıyla ...
Media Removed
Tasavvufî terbiyenin özü, Peygamber Efendimizʼin ﷺ-zâhir ve bâtın- bütün hâl ve tavırlarıyla bütünleşme gayretidir. Efendimizʼin hâliyle hâllenmek, ahlâkıyla ahlâklanmak için Oʼnun sünnetlerine tam bir riâyetle birlikte, gönül dokusundan da hisse almaya çalışmaktır. Bu sâyede ... Tasavvufî terbiyenin özü, Peygamber Efendimizʼin ﷺ-zâhir ve bâtın- bütün hâl ve tavırlarıyla bütünleşme gayretidir. Efendimizʼin hâliyle hâllenmek, ahlâkıyla ahlâklanmak için Oʼnun sünnetlerine tam bir riâyetle birlikte, gönül dokusundan da hisse almaya çalışmaktır. Bu sâyede dîni; şerîat, tarîkat, hakîkat vemârifet olgunluğuyla idrâk edip yaşamaya gayret etmektir.

Dîni idrâk edip yaşamak hususundaki bu kalbî derinlik farkını, şu meşhur misalle hulâsa edebiliriz:
* Şerîatte doyduktan sonra yemek israftır.
* Tarîkatte ise, doyuncaya kadar yemek israftır.
* Hakîkatte, kifâyet miktarını Allâh’ın huzûrundan gâfil olarak yemek israftır.
* Mârifette ise, bütün bunlara ilâveten, nîmetlerdeki ilâhî tecellîleri idrâk etmeden yemek israftır. Zira Cenâb-ı Hakkʼın yarattığı her varlık, Oʼnun sonsuz kudret ve azametinin delili mâhiyetindedir.

İşte tasavvuf, Peygamber Efendimizʼin örnek ahlâkından ve gönül âleminden akseden bu nevî kalbî hassâsiyetleri ve tefekkür derinliğini, bütün kulluk hayatına nakşedebilme gayretinden ibârettir.

Cenâb-ı Hak, Habîb-i Ekrem ﷺ Efendimizʼi, “emsalsiz bir örnek şahsiyet” olarak, kıyâmete kadar gelecek bütün insanlığa armağan etmiştir. Bilhassa günümüzde Efendimizʼin örnek şahsiyet ve karakteriyle birlikte, gönül dokusunu da bütün ihtişâmıyla idrâk etmeye, fazlasıyla muhtacız. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizʼin, müslim veya gayr-i müslim, canlı veya cansız bütün mahlûkâta şâmil olan merhamet ufkunu, bugün çok daha yakından idrâk etmek mecbûriyetindeyiz.

Kâinâtın iftihar kaynağı Efendimiz'in ﷺ, açlıktan karnına taş bağladığı zamanlar olur, evinde günlerce ocak yanmaz, yemek bulunmazdı. Fakat eline bir dünyalık geçtiğinde -bir borcu ödemek için ayırdığı hâriç- ondan kendisine hiçbir şey saklamaz, kendisi de muhtaç olduğu hâlde, îsarda bulunarak, nesi varsa muhtaçlara infâk ederdi. Bu hâl, Rasûlullah ﷺ Efendimiz için kâ‘bına varılmaz bir lezzetti. Ashâbının ihtiyacını gidermeden, kendisinin ve âilesinin ihtiyacını düşünmezdi. Her hâlükârda, “önce ümmetim” der, ümmeti huzur bulmadan kendisi de huzur bulamazdı.
#ilimmektebi #umre #igmg #ilim #medine #ravza #المدينةالمنورة
Read more
Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez; Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez. ...
Media Removed
Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez; Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez. İçeride bir has oda, yeri samur döşeli; Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez. Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada, Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez. Varlık niçin, yokluk ... Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez; Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez. İçeride bir has oda, yeri samur döşeli; Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez. Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada, Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez. Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, topyekün? Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez. Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi; Usta kaptan klavuza varılmadan geçilmez. Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhava; Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez. Geçitlerin, kilitlerin yalnız O'nda şifresi; İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
Necip Fazıl KISAKÜREK
#necipfazılkısakürek #eyüp #şiir #şiirsokakta
Read more
Harem-i Şerif'in temizliğine dair güzel bir neşid.. Rabbim gitmeyi nasip eylesin.. #mekke #kabe ...
Media Removed
Harem-i Şerif'in temizliğine dair güzel bir neşid.. Rabbim gitmeyi nasip eylesin.. #mekke #kabe #temizlik #umre #hac #neşid #afasy Harem-i Şerif'in temizliğine dair güzel bir neşid.. Rabbim gitmeyi nasip eylesin..
#mekke #kabe #temizlik #umre #hac #neşid #afasy
Übey bin Kâb radıyallahu anh diyor ki: “Gecenin üçte biri geçince, Rasûlullah ﷺ uyanıp kalktı ve ...
Media Removed
Übey bin Kâb radıyallahu anh diyor ki: “Gecenin üçte biri geçince, Rasûlullah ﷺ uyanıp kalktı ve şöyle buyurdu: «İnsanlar! Allâh’ı zikredin! Allâh’ı zikredin! Yeri yerinden oynatan birinci sûr üflenecek. Arkasından ikincisi gelecek. Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak. Ölüm bütün ... Übey bin Kâb radıyallahu anh diyor ki: “Gecenin üçte biri geçince, Rasûlullah ﷺ uyanıp kalktı ve şöyle buyurdu: «İnsanlar! Allâh’ı zikredin! Allâh’ı zikredin! Yeri yerinden oynatan birinci sûr üflenecek. Arkasından ikincisi gelecek. Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak. Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak.» Hazret-i Peygamber’e; «–Yâ Rasûlâllah! Ben Sana çok salevât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?» diye sordum. «–Dilediğin kadar yap.» buyurdu. «–Duâlarımın dörtte birini salevât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?» diye sordum. «–Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla yaparsan bu senin için hayırlı olur.» buyurdu. «–Öyleyse duâmın yarısını salevât-ı şerîfeye ayırayım.» dedim. «–Dilediğin kadar yap. Ama fazlasını yaparsan bu senin için daha hayırlı olur.» buyurdu.

Ben yine; «–Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?» diye sordum. «–İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için çok daha hayırlı olur.» buyurdu. «–Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde Sana salevât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?» deyince; «–O takdirde Allah senin bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını bağışlar.» buyurdu.” (Tirmizî, Kıyâmet, 23/2457)
#ilim #hadis #medine #madinah #salavat #umre #igmg #umre2016 #umre2017
Read more
Şimdi bize ne oldu ki; Osmanlıdaki o hâlden bu hâle sürüklendik?!. Rûhî yapımız harâbeye döndü… Bir ...
Media Removed
Şimdi bize ne oldu ki; Osmanlıdaki o hâlden bu hâle sürüklendik?!. Rûhî yapımız harâbeye döndü… Bir mîrasyedi hoyratlığının hazin âkıbetine uğradık!.. Bugünün hodgâm, maddeye esir olmuş, merhamet mahrûmu insanına, acabâ Fâtih’in maddî ve mânevî şahsiyeti ne mesaj vermektedir?.. ... Şimdi bize ne oldu ki; Osmanlıdaki o hâlden bu hâle sürüklendik?!. Rûhî yapımız harâbeye döndü…

Bir mîrasyedi hoyratlığının hazin âkıbetine uğradık!.. Bugünün hodgâm, maddeye esir olmuş, merhamet mahrûmu insanına, acabâ Fâtih’in maddî ve mânevî şahsiyeti ne mesaj vermektedir?.. Öz benliğimizi kaybettik! Onu aramanın çırpınışları içinde bunalıyoruz!

Fâtih’i rüyâmızda görsek; bize: “–Maddî ve mânevî emânetimi ne yaptınız? İstanbul’dan sonra «Kızılelma» olan Roma’ya da ulaşabildiniz mi? Ayasofya’m ne âlemde?” diye sorsa, acabâ utançtan aynaları çatlatacak olan bu muhâsebe, bizim yüzümüzü kızartır mı? Yoksa, vurdum duymazlıkta ber devam mı oluruz?!. Herkes ayrı ayrı kendini yoklasın!.. Hünkâr’ın Ayasofya ile alâkalı bedduâsının hışmına mı uğradık? Onun va­si­yetnâmesindeki şu bedduâyı hatırlamak, acabâ bizi bir uyanış ve silkinişe kavuşturabilir mi: “Benim bu câmimi, câmilikten çıkaranlar, Allâh’ın, meleklerin ve bütün müslümanların lânetine uğrasınlar!.. Onlar, hiçbir zaman hafiflemeyen bir azâb içinde bulunsunlar!.. Yüzlerine bakan ve kendilerine şefâat eden hiçbir kimse bulunmasın!..” Bu bedduânın muhâtabı, elbette sadece Ayasofya’yı câmilikten çıkaranlar değildir. Elinde imkân olduğu hâlde, burasının câmi olarak açılmasına yardımcı olmayanlar da bu bedduânın muhâtabıdırlar.

Şâir, bugünkü hazin manzarayı ne içli olarak ifâde eder:

Mahvoldu hayâlim bu nasıl korkulu rüyâ?
Şaştım; neyi temsîl ediyorsun Ayasofya?!. Ne mutlu, nice yıllardır aslından koparılmış olan milletimizi, tekrar ve yeniden Fâtih’in izlerine avdet ettirme yolunda himmet ve gayret sarf etmenin azim ve dirâyetine sahip olan genç mücâhidlere!.. #ilim #osmanlı #tarih #istanbul #ayasofya
Read more
Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim cuma namazından sonra yedi defa İhlâs sûresi ile Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) sûrelerini okursa, Allah onu diğer cumaya kadar kötülüklerden korur.” ... Hazreti Aişe'den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim cuma namazından sonra yedi defa İhlâs sûresi ile Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) sûrelerini okursa, Allah onu diğer cumaya kadar kötülüklerden korur.” (Nevevi, Ezkar)

İbn Şihab ez-Zuhrî de şöyle demiştir: “Cuma namazından sonra, imam selam verdikten hemen sonra, bir şey konuşmadan, İhlas, Felak, Nas surelerini yedişer defa okuyan kimsenin malı çocukları, diğer cumaya kadar korunmuş olur.”(bk. Kenzu’l-Ummal, h. No: 4985)
Cumanız mübarek olsun kardeşler
#ilim #cuma #medine
Read more
Câfer-i Sâdık Hazretleriʼnin dostluğundan sakınmayı tavsiye ettiği kimseler “fâsık”lardır. ...
Media Removed
Câfer-i Sâdık Hazretleriʼnin dostluğundan sakınmayı tavsiye ettiği kimseler “fâsık”lardır. Çünkü fâsık, nefsinin esiridir. Günahların câzibesine aldanarak nefsânî bir yaşayışın mahkûmu olmuştur. Bu yüzden, en ufak bir nefsânî menfaati için dostunu satmaktan çekinmez. Âyet-i ... Câfer-i Sâdık Hazretleriʼnin dostluğundan sakınmayı tavsiye ettiği kimseler “fâsık”lardır. Çünkü fâsık, nefsinin esiridir. Günahların câzibesine aldanarak nefsânî bir yaşayışın mahkûmu olmuştur. Bu yüzden, en ufak bir nefsânî menfaati için dostunu satmaktan çekinmez.

Âyet-i kerîmede, fâsıklara karşı son derece ihtiyatlı olunması şöyle tavsiye edilmektedir: “Ey îmân edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (el-Hucurât, 6)

Yani fâsığın nefsânî ihtirasları uğruna sûret-i haktan görünerek çıkarabileceği fitne ve fesattan aslâ emin olunamaz. Çünkü fâsık; yalan, iftirâ ve hakârete alışmış, ahlâksız kimsedir. Bu yüzden de fâsığın ipiyle kuyuya inilmez, sözüne îtibâr edilmez, şâhitliğine güvenilmez.

Ayrıca fâsıklar gibi, küfür ehliyle dostluk da, menfî bir hâl transferine sebep olup kalbe kasvet ve zulmet verir. İmâm-ı Rabbânî Hazretleriʼnin bir mektubunda naklettiği şu hâdise ne kadar ibretlidir: “Bir keresinde hasta bir şahsın ziyaretine gitmiştim. Ölüme yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğimde gördüm ki, kalbi şiddetli karanlıklar içinde. Her ne kadar bu karanlığın kalkması için teveccüh ettiysem de hiç kalkmadı. Çokça teveccühten sonra mâlûm oldu ki; bu karanlıklar, küfür ehlinden kendisine sirâyet eden menfî hâllerden kaynaklanmaktadır. Bu sıkıntıların menşei, küfür ehli ile dost geçinmiş olmasıdır.

Bundan sonra anladım ki; bu karanlıkların def’i için teveccüh etmek yerinde bir iş değil… Zira onun bu karanlıklardan temizlenmesi, Cehennem azâbına kalmıştır ki, küfür ehliyle beraberliğin cezâsı budur.

Bu arada, şu dahî mâlûm oldu ki; îmandan bir zerre, onu ebedî Cehennem azâbında kalmaktan kurtaracaktır. Bu da, o miktar îmânın bereketiyle olacaktır.

Daha sonra hatırıma; «Acaba bunun cenaze namazını kılmak câiz mi, değil mi?» suâli geldi. Bu da teveccühten sonra belli oldu ki, onun namazını kılmak yerinde olur. O müslümanlar ki, îmânın varlığıyla beraber küfür ehlinin âdetlerini icrâ ederler ve onların günlerine hürmet ederler… Onların yine de namazını kılmak gerekir. Onları küffâr arasına katmak doğru olmaz… 
Devamı yorumda 👇🏻👇🏻👇🏻
Read more
Halil Günenç Hocaefendi'nin 'Vergi Vermek' ile ilgili verdiği cevap; Cevaplamaktan hiç hoşlanmadığınız ...
Media Removed
Halil Günenç Hocaefendi'nin 'Vergi Vermek' ile ilgili verdiği cevap; Cevaplamaktan hiç hoşlanmadığınız bir konu var mıdır ? Efendim devletle ilgili bir takım şeyler vardır ki ben cevap vermek istemiyorum. Mesela vatandaş soruyor diyor ki ben vergimi kaçırıyorum, zaten bazı vatandaşlar ... Halil Günenç Hocaefendi'nin 'Vergi Vermek' ile ilgili verdiği cevap;

Cevaplamaktan hiç hoşlanmadığınız bir konu var mıdır ?

Efendim devletle ilgili bir takım şeyler vardır ki ben cevap vermek istemiyorum. Mesela vatandaş soruyor diyor ki ben vergimi kaçırıyorum, zaten bazı vatandaşlar aleyhindedir, elektrik parasını vermiyor, bu devlet kâfirdir diyor, böyle şeyler oluyor. Hâlbuki Hanefî'ye göre kâfir bir memlekete gitsen de oranın mevcut kanunlarına göre hareket etmeye mecburdur. Ancak İslam'a ters düşen namaz kılmayacaksın, oruç tutmayacaksın, hacca gitmeyeceksin, zekat vermeyeceksin dese ayrı; buna uymayacaksın, içki iç dese içmeyeceksin, ama İslam'a ters olmayan hükümler varsa, gavur bir memlekette de olsan ne yapacaksın ? Onların nizâmına göre hareket etmeye mecbursun, düzenine uyacaksın, müslümanlar hilekârdır, düzenbazdır demesinler diye yapmayacaksın. Burada da vergisini kaçırmak isteyenler var, kardeşim eğer sen devlete vergi vermezsen bu gün elektrik olmayacaktı, gaz olmayacaktı, yol olmayacaktı, uçak olmayacaktı, silah olmayacaktı, o zaman başka bir devlet bizi istilâ edecekti. Devlete verilen vergi başbakanın, reisi cumhurun, hükümetin malı değildir, bu müşterek bir maldır. Milletin malıdır. Memleket için, Millet için harcıyorlar. Hile yapanlar var, rüşvet verenler, alanlar var, o ayrı bir şeydir ama bu hizmetler Millet için yapılıyor, onun için vergi vermeye mecburuz. {Halil Günenç Hocaefendi - Allah şifa ve selamet ihsan eylesin}
Read more
• Yâ Rasulallahﷺ.. O senin aşkına kurbân olayım Ayağın hâkine ben hâk ile yeksân olayım. Göreyim, gül yüzünü seyrine ver de tâkat, Bakayım hüsnüne ben öylece hayrân olayım. Seni sevmek bile haddim değil, ammâ severim. Sen de sev, bendeni de nâil-i ihsan olayım. Nâil-i emn-ü emândır ...
Yâ Rasulallahﷺ.. O senin aşkına kurbân olayım
Ayağın hâkine ben hâk ile yeksân olayım.
Göreyim, gül yüzünü seyrine ver de tâkat,
Bakayım hüsnüne ben öylece hayrân olayım.
Seni sevmek bile haddim değil, ammâ severim.
Sen de sev, bendeni de nâil-i ihsan olayım.
Nâil-i emn-ü emândır seni her kim sevse,
Sana lâyık mı ki ben, böyle perişân olayım.
Bilirim ben beni, yoktur bakacak yüz bende,
Ne olur! Merhamet et lütfuna şâyan olayım.
Fâhirâ âşkına ben, iki cihân serverinin,
Vereyim başımı da boynu kızıl kân olayım.
#semerkand #naat #ilim
Read more
Bakara suresinin sonundaki iki ayet halkımızca Amenerresul diye adlandırılan aşr-ı şerif'tir. ...
Media Removed
Bakara suresinin sonundaki iki ayet halkımızca Amenerresul diye adlandırılan aşr-ı şerif'tir. Resûlullah'a ﷺ Mirac esnasında vahyedilmiştir. Cenâb-ı Peygamber ﷺ, Mirac sırasında Rabbülâlemin'e ümmetinin tahiyyât, tesbihât ve salâvât nevinden ibâdetlerini hediye olarak takdim ... Bakara suresinin sonundaki iki ayet halkımızca Amenerresul diye adlandırılan aşr-ı şerif'tir. Resûlullah'a ﷺ Mirac esnasında vahyedilmiştir. Cenâb-ı Peygamber ﷺ, Mirac sırasında Rabbülâlemin'e ümmetinin tahiyyât, tesbihât ve salâvât nevinden ibâdetlerini hediye olarak takdim etmiş, mukâbilinde de Rabbülâlemin'den ümmetine hedâya olarak bu iki âyeti getirmiştir. Onlarda mü'minler için öyle müjdeler ifâde edilmiştir ki hakikaten, Mirâc gibi Arşı A'la'yı aşıp Kurbiyet-i İlâhiyeye ulaşan muhteşem bir seyahatin muazzam yolcusu Rahmeten lil-âlemin olan Resul-i Ekrem'in ﷺ Fahr-i Kâinat olma makamına layık, günâhkâr ve hatakâr kullara Rabbülâlemin'den olmaya elyak misilsiz bir hediye olmuştur: * Tâkatlarının dışında sorumluluk yoktur!... * Unutarak, kasıdsız olarak yaptığı hatalarda sorumluluk yoktur!
Resûlullah ﷺ bu iki ayetin "cennet hazinelerinden", "Arş-ı Âzam'ın altında bulunan hazine"den alınmış olduğunu belirtmiştir. Âyetler meâlen şöyledir: "O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene imân etti, müminler de. Onlardan herbiri, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Onun (Allah'ın) peygamberlerinden hiçbirini diğerlerinden ayırmayız, (hepsine inanırız), dinledik (kabûl ettik, emrine) itaat ettik. Ey Rabimiz, mağfiretini (isteriz). Son varışımız ancak sanadır" dediler. Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. (Herkesin) kazandığı (hayır) kendi faidesine, yaptığı (şer de) kendi zararınadır. "Ey Rabbimiz unuttuk yahut yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme. Ey Rabbimiz, bizden evvelki (ümmet)lere yüklediğin gibi üstümüze ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz, tâkat getiremiyeceğimizi bize taşıtma. Bizden (sâdır) olan (günahları) sil, bağışla, bize mağfiret et, bizi esirge. Sen Mevlamızsın bizim. Artık kâfirler gürûhuna karşı da bize yardım et" (Bakara: 2/285-286). Önceki ayet iman esaslarını ve mü'minin edebini beyân ederken, son ayet, Cenâb-ı Hakk'ın mü'mine olan başlıca lütuflarını sayıyor. Rabbimizin lütufları, kulun dua ve talebi üslûbunda sayılmaktadır, toplam yedi tanedir. Yani yedi aded lûtf-i Rabbânî'dir. Zira vermek istemeseydi istemek vermezdi!
#ilimmektebi
Read more
İnsan, dünyevi bir diploma aldığında, o diploma, hayatı boyunca geçerliliğini korur. Fakat mânevî ...
Media Removed
İnsan, dünyevi bir diploma aldığında, o diploma, hayatı boyunca geçerliliğini korur. Fakat mânevî hayatta durum böyle değildir. Kazanılan hâl ve makamın, her an kaybedilme tehlikesi vardır. Bu itibarla, son nefese kadar kalbî teyakkuz hâlinde bulunmak zarûrîdir. Zira zerre hâdiseler ... İnsan, dünyevi bir diploma aldığında, o diploma, hayatı boyunca geçerliliğini korur. Fakat mânevî hayatta durum böyle değildir. Kazanılan hâl ve makamın, her an kaybedilme tehlikesi vardır. Bu itibarla, son nefese kadar kalbî teyakkuz hâlinde bulunmak zarûrîdir. Zira zerre hâdiseler vardır ki kulu büyük mükâfatlara nail eder; yine zerre hâdiseler vardır ki büyük bir azaba duçar eder. Nitekim bir hadisi şerifte bildirdiği üzere, susuz kalmış bir köpeğe su veren günahkar biri (fahişe bir kadın), bu merhameti sebebiyle affedilerek Cennetlik olmuştur. (Bkz. Buhârî, Şürb, 9) Demek ki rahmeti gazabını geçmiş olan ve kullarını affetmek için sayısız vesîleler halkeden Cenâb-ı Hak, o köpeği de, o günahkar kulunun kuruluşu için bir imtihan olarak karşısına çıkarmıştır. Buna mukâbil, yine hadisi şerifte bildirildiği üzere, kedisinin açlığına aldırış etmeyip onun ölümüne sebep olan bir kadın da bu merhametsizliğinden ötürü Cehennemlik olmuştur. (Müslim, Selâm, 151-152) Yani bu kadın da, o kedinin ilâhî bir imtihan vesilesi olarak kendisine emanet edildiğini idrâk edememiş, ona Hâlık'ın şefkat nazarıyla bakamamış, bu gafleti ve merhametsizliği sebebiyle gazab-ı ilahiye dûçâr olmuştur.
Read more
Asr-ı Saadet'te bir grup sahabi mescitte oturmuş bazı meseleleri müzakere ediyordu. Bir ara seslerini karşılıklı olarak yükselttiler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) onların yanına çıktı ve şöyle buyurdu:"Yavaş olun! Sizden ön- cekiler, peygamberleriyle ihtilafa düşmek ve ... Asr-ı Saadet'te bir grup sahabi mescitte oturmuş bazı meseleleri müzakere ediyordu. Bir ara seslerini karşılıklı olarak yükselttiler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) onların yanına çıktı ve şöyle buyurdu:"Yavaş olun! Sizden ön-
cekiler, peygamberleriyle ihtilafa düşmek ve kitaplarının bir kısmını diğer kısmıyla vuruşturmak suretiyle işte böyle helak oldular. Kur'an,bir kısmı diğer bir kısmını tekzip eden (yalanlayan) bir kitap olarak değil, bir kısmı diğer bir kısmını tasdik eden bir kitap olarak indirildi. Onda yer alan ayetlerden anladıklarınızla amel edin, anlamadıklarınızı ise bilenlere götürün. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/181)
Read more

Loading...