Loading Content...

Kursatokutmus Instagram Photos and Videos

Loading...


kursatokutmus KursatOkutmus @kursatokutmus mentions
Followers: 14,988
Following: 773
Total Comments: 0
Total Likes: 0

Masal bitince, sen susunca, çocukluğum beni unutup gider sanki bir sokak ortasında... Ceplerimde ...
Media Removed
Masal bitince, sen susunca, çocukluğum beni unutup gider sanki bir sokak ortasında... Ceplerimde biriken taşlarla, kapısını çalmaya korktuğum en sahipsiz ev bizimki sanki... Yüzümde güneş kalmış, üstüm başım toz duman, oturmuşum oracıkta... ・・・ 🕊 (Mardin, Nisan, 2018) Masal bitince, sen susunca, çocukluğum beni unutup gider sanki bir sokak ortasında... Ceplerimde biriken taşlarla, kapısını çalmaya korktuğum en sahipsiz ev bizimki sanki... Yüzümde güneş kalmış, üstüm başım toz duman, oturmuşum oracıkta...
・・・
🕊 (Mardin, Nisan, 2018)
Loading...
Kuşları nasıl sevdiğimi bilirsin, şiirleri ve hikayeleri olan kentleri de... Uçamadığımdan ...
Media Removed
Kuşları nasıl sevdiğimi bilirsin, şiirleri ve hikayeleri olan kentleri de... Uçamadığımdan olsa gerek sürekli yollarda olmayı da... • Güvercin tedirginliği var yollarda! Serçe telaşı sinmiş üzerimize... Böylesine güzel bir manzaranın karşısında olabildiğince özgür olmayı ... Kuşları nasıl sevdiğimi bilirsin, şiirleri ve hikayeleri olan kentleri de... Uçamadığımdan olsa gerek sürekli yollarda olmayı da...

Güvercin tedirginliği var yollarda! Serçe telaşı sinmiş üzerimize... Böylesine güzel bir manzaranın karşısında olabildiğince özgür olmayı seçiyorum...

Her gördüğüm eve, her girdiğim sokağa, her gittiğim yere aşık olmam korkutuyor seni biliyorum! Yine eski bir sevgiliden yazıyorum: Yorgun bir avludan, koşturan gün ışığı gülüşlü çocukların arasından, anaç bir kadının yanından...

Ne diyordu Ülkü Tamer; ‘Dünyada ne kadar kuş varsa, bir fazlası senin soluğunda’... Kuşların kanat seslerini, gelip geçene verdiğim selamı, içinde bulunduğum sarhoşluğu gönderiyorum sana... Işığı gönderiyorum; gölgeyi, taşı, toprağı ve sabahı... Günbatımını, tüm sesleri ve gizemli geceyi...
・・・
🕊 (Mardin Notları, Nisan, 2018)
Read more
Bir önceki paylaşımdan devam <span class="emoji emoji1f449"></span> • Avrupa; yeni tanıştığı Orta Asya menşeli bu çiçekle haşır neşir ...
Media Removed
Bir önceki paylaşımdan devam • Avrupa; yeni tanıştığı Orta Asya menşeli bu çiçekle haşır neşir olurken, içerde, Osmanlı topraklarında da sadrazamlardan paşalara herkeste bir lale çılgınlığı vardır. En farklı renk ve soğan için gizli bahçeler kuruluyor, yeni üretilen türlere özel ... Bir önceki paylaşımdan devam 👉

Avrupa; yeni tanıştığı Orta Asya menşeli bu çiçekle haşır neşir olurken, içerde, Osmanlı topraklarında da sadrazamlardan paşalara herkeste bir lale çılgınlığı vardır. En farklı renk ve soğan için gizli bahçeler kuruluyor, yeni üretilen türlere özel isimler veriliyor ve daha da ileri giderek ‘ilginç’ bulunan yeni lale soğanlarına servet ödeniyor! Mesela sevgiliye ithaf edilen ‘gönül yakan’ veya şansa vurgu yapan ‘talih yıldızı’… Bir zaman sonra zevk ve sefaya giden yolun baş aktörü olacaktır lale! Hatta sanatı ve musikiyi de etkisi altına alacak; şiirlerde, şarkılarda, ahşaplarda ve tezhiplerde baş gösterecektir. (Bu örneklerin sergilendiği Lale Müzesi’ni gezebilirsiniz.)

Lale Devri sırasında bir rivayete göre Çırağan Sarayı’nın bahçesindeki en özel lale olan ‘Taç-ı Kayser’ çalınmış ve uzun süre aranmasına rağmen bulunamamış! Zaman zaman tek bir özel soğanın 1000 altın değerine ulaştığı lalenin ‘bize özgü’ trajedik öyküsü ise işte tam da bu ünlü olduğu dönemden sonra başlıyor..

Lale çılgınlığına rağmen Osmanlı, nasıl başarıyorsa lale üretimi ve ticaretini Hollanda’ya kaptırıyor! Hatta bir zaman sonra lale soğanlarını bu ülkeden sağlamaya başlıyor… İhtal edilen –kısırlaştırılmış- lale soğanları, ilginçtir, bir kere çiçek veriyor ve sonra ölüyor! Ve Lale Devri’ni yaşamış, laleriyle ünlü İstanbul’a, bir zaman sonra lale sevdası pahalı gelmeye başlıyor. 18. Yüzyıl ile birlikte bu harika renkler her geçen yıl biraz daha azalıyor…

Bugün dünyanın bir çok ülkesi, lale üretimine devam ediyor, lale festivalleri düzenliyor. Adına da ‘tulip-tulipmania’ diyor. Yani, öyle veya böyle, lale-tulip bitmiyor, çoğalarak yaşamını sürdürüyor. Sahi, bu ‘tulip’ ismi nereden geliyor?
・・・
(Bugün dünyanın en büyük lale üreticisi Hollanda. Üsküdarlı Baltacızade Mustafa Çelebi’nin 18’nci yüzyılda Abı Kevser, Arı Rummanı, Abı Yakut adlarıyla türettiği nadide laleleri, 3 asır sonra Rosario, Leenvandermark, Furand adlarıyla Hollanda’dan ithal edip üretim merkezleri kuran Türkiye, son 5 yılda yeniden üreticilerden biri haline geldi!)
・・・
🌷 (Lale’nin Hikayesi 2, Nisan 2018, İstanbul)
Read more
Tam ‘laleyi yeniden keşfediyoruz’ derken; Taksim Meydanı’nda beton bloklara hapsedilmiş, başına ...
Media Removed
Tam ‘laleyi yeniden keşfediyoruz’ derken; Taksim Meydanı’nda beton bloklara hapsedilmiş, başına görevli dikilmiş ‘lale’ manzaraları bu harika çiçek ile yeniden aramızı açmasın! Hem lalenin tüm bu olup biten saçmalıklar içinde suçu ne olabilir ki! Sultanahmet Meydanı’nda oluşturulan ... Tam ‘laleyi yeniden keşfediyoruz’ derken; Taksim Meydanı’nda beton bloklara hapsedilmiş, başına görevli dikilmiş ‘lale’ manzaraları bu harika çiçek ile yeniden aramızı açmasın! Hem lalenin tüm bu olup biten saçmalıklar içinde suçu ne olabilir ki! Sultanahmet Meydanı’nda oluşturulan ödüllü ‘lale halısı’ veya Taksim Meydanı lale manzaraları estetik ve konum olarak ‘keyifli’ görünmüyor olabilir ama bu işin teşhirinin harika bir şekilde uygulandığı bir koru var: Emirgan… Baharı müjdeleyen ve laleyle bütünleşen Emirgan Korusu, toprağı işleyene ve suyunu verene ‘teşekkür’ ettiriyor.
・・・
Yeniden keşfetmeye başlamışken, ‘lale’ özelinde biraz sohbet edelim mi?

Orta Asya’dan atlara binip Anadolu’ya gelirken, Selçuklu’nun heybede taşıdığı tohumlardan biride laledir… Bu zorlu yolculuğa direnmesinden de anlaşılacağı gibi, güçlü bir yabani... 16. Yüzyıla kadar Osmanlı’nın baştacı yaptığı güllere, sümbüllere ve karanfillere yenik düşüp boynunu bükmemiş, aksine sahneye çıkacağı güne kadar bozkırlarda, kayalıklarda ve meraklısı eşliğinde bahçelerde direnmiş. Zamanı geldiğinde de ‘devrine’ adını vermekle kalmamış, adeta ‘çılgınlığa’ dönüşmüş.

Osmanlı, sınırlarını genişletirken ulaştığı yeni topraklara kültür sandığını da taşımış. O sandıkta, ününü Avrupa’ya taşıyacak olan lale tohumu da var. Özellikle Sultan Süleyman’ın hediye olarak gönderdiği lale, Avrupa’da büyük ilgi görüyor. Artık, bir zaman sonra ‘lale’, ünü çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, elde edilmesi pahalı, hatta adına borsalar açılmış, borsası çöktüğünde bir gecede zenginleri fakir düşüren, günümüz ‘bitcoin’ bilinmezliğine benzer bir heyecan yaratan, lüks bir çiçek/ticaret türüdür! (Tarihin ilk finans spekülasyonu denilebilir mi bilmiyorum ama Alexandre Dumas’ın Siyah Lale romanı bu devrin bir başka boyutunu anlatır. Bu borsa balonundan nasibini alanlardan biri de ünlü ressam Jan Van Goyen’dir. Goyen, -iddiaya göre- Amsterdam’da bir ev almaya yetecek olan 900 gulden ve üzerine iki tablosu karşılığında bir miktar lale soğanı alanlardandır.)

Asıl hikaye bundan sonra başlıyor! Devam edeceğiz…
・・・
🌷 (Lale’nin Hikayesi 1, Nisan 2018, Emirgan Korusu, İstanbul)
Read more
Satırlar ya da paragraflar arasında öylelerine rastlarız ki; ‘okumanın tarihçisi’ Alberto Manguel’in ...
Media Removed
Satırlar ya da paragraflar arasında öylelerine rastlarız ki; ‘okumanın tarihçisi’ Alberto Manguel’in dediği gibi, ‘işte her şey bu’ diye düşünürüz... O tek satırı aramak için yaşarız belki de... Bazen şansımız yaver gider, buluruz. Bakarsınız bahtımıza Ahmet Hamdi Tanpınar çıkmış! • Hayatının ... Satırlar ya da paragraflar arasında öylelerine rastlarız ki; ‘okumanın tarihçisi’ Alberto Manguel’in dediği gibi, ‘işte her şey bu’ diye düşünürüz... O tek satırı aramak için yaşarız belki de... Bazen şansımız yaver gider, buluruz. Bakarsınız bahtımıza Ahmet Hamdi Tanpınar çıkmış!

Hayatının büyük bir bölümünü anlaşılamama, yalnızlık ve kaçınılmaz çelişkilerle yaşayan Tanpınar; önceleri radikal bir Batıcı iken, 1930’lu yıllardan sonra ‘kendisi için tefsir ettiği’ bir Şark’ta yaşar... Bu durumu satır aralarında belki bilmeden, belki de bilinçli bir şekilde şöyle yorumlar: “Debussy’yi, Wagner’i sevmek ve Mahur Beste’yi yaşamak, bu bizim talihimiz.”

Tanpınar’ın kendi kişiliğinde, bir çeşit ‘suçluluk’ duygusuyla taşıdığı bu gerilimi, Avrupalı olmayan yazarlardan Cuniçino Tanizaki’ninkine benzetir bazı eleştirmenler. Japon yazar Tanizaki gibi Tanpınar için de gelenek ile Batılılaşma arasındaki gerilim bir acı kaynağıdır; ancak büyük bir fark vardır arada: Tanizaki bu gerilimin şiddetinden, acı çekme ve çektirmeden zevk alır; Tanpınar ise iki dünya arasındaki konumunu ve bu konumda kalmanın kederini ve hüznünü yansıtır.

İşte; Tanpınar’ın en önemli eserlerinden olan Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Mahur Beste bu Doğu-Batı ikileminin yarattığı çelişkilerin ve sancıların eşliğinde yazılmıştı. Doğumunun 117, ölümünün ise 56. Yılında belki de bizler hala onun penceresindeyiz!
•••
26 Mart - 1 Nisan arası Kütüphane Haftası’nı kutluyor olacağız. Yakınımıza düşen kütüphanelerin haritasını çıkarmak ve kapılarını aralamak için ideal bir hafta. Bu vesileyle bahsi, Tanpınar’ın da çok sevdiği ve sık sık tekrarladığı Yahya Kemal’in sözüyle, -temenni ederek- bitirelim: “Resmimiz ve nesrimiz olsa, başka bir millet olurduk.”
・・・
📚 Tanpınar’ın Kıyısında (2018, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi, İstanbul) #library #book
Read more
Yaşadığımız büyükşehir kargaşasından bir an sıkılıp, insan ve motor uğultusu dışında sesler ...
Media Removed
Yaşadığımız büyükşehir kargaşasından bir an sıkılıp, insan ve motor uğultusu dışında sesler aranmaya başladığımızda fark ediyoruz; hayvanların hayatımızdan çekip gittiğini! Denizden, gökyüzünden ve sokak aralarından birer birer çekilip giden dostlarımızın ‘veda mektuplarını’ ... Yaşadığımız büyükşehir kargaşasından bir an sıkılıp, insan ve motor uğultusu dışında sesler aranmaya başladığımızda fark ediyoruz; hayvanların hayatımızdan çekip gittiğini! Denizden, gökyüzünden ve sokak aralarından birer birer çekilip giden dostlarımızın ‘veda mektuplarını’ topluyorum bu günlerde...

Biz ‘insanlığı’, onlar ‘göçmenliği’ bırakmadıkça aramızda olmaya devam edecek olan leyleklerin ‘alkışlı protestosu’ var mesela bu günlerde, Gülhane’de... Gerçi şair Akgün Akova, ‘hayvanların protesto ve grev hakları yoktur’ demiştir ama kanunlaşmamıştır nasıl olsa!

Yolunuz düşerse, baharı müjdeliyorlar ve Gülhane’deler... Bu arada eklemeliyim; leyleği havada görürseniz, bütün yıl gezersiniz!
・・・
🕊 (Mart 2018, İstanbul)
Read more
Loading...
“Şehre bakıyorduk denizden: Nevzat, Demir, bir de ben. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde ...
Media Removed
“Şehre bakıyorduk denizden: Nevzat, Demir, bir de ben. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi ... “Şehre bakıyorduk denizden: Nevzat, Demir, bir de ben. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...” Ahmet Ümit, İstanbul Hatırası
・・・
⚓️ (Mart 2018, İstanbul)
Read more
Haliç’ten yansıyan ışık oyunları, gün boyunca bulduğu her aralıktan sokaklara sızıyor… Hafif ...
Media Removed
Haliç’ten yansıyan ışık oyunları, gün boyunca bulduğu her aralıktan sokaklara sızıyor… Hafif bir yağmur sonrası; tüm oyunlar bozuluyor ve sokaklar sadece meraklılarına kalıyor! • Eski İstanbul’u solumak için sayıları azalan tarihi kapılardan birinin eşiğinde, ‘kırmızı bina’nın ... Haliç’ten yansıyan ışık oyunları, gün boyunca bulduğu her aralıktan sokaklara sızıyor… Hafif bir yağmur sonrası; tüm oyunlar bozuluyor ve sokaklar sadece meraklılarına kalıyor!

Eski İstanbul’u solumak için sayıları azalan tarihi kapılardan birinin eşiğinde, ‘kırmızı bina’nın önündeyim... Tam bu noktada soluklanmak ‘Sancaklar Yokuşu’na ve yaşanmışlıklara saygıdan! Soluklanıyorum...

Halk arasında ki yaygın adı: ‘Kırmızı Mektep’... 564 yıllık geçmişi, Rum komşularımız ile olan ilişkilerimizin seyrine göre değişkenlik gösteriyor: Zaman zaman kapalı, bir dönem akademi, sonra müze ve nihayetinde okul...

İstanbul’un fethinden hemen sonra okul olarak hizmete dönüşü, kenti terk eden Ortodoksların geri dönmesinde büyük rol oynamış. Fatih Sultan Mehmet’in Patrik Gennadios’a tanıdığı ferman izni ile 1454 ‘de açılan “Mektebi-i Kebir”, bir zaman sonra Osmanlı coğrafyasında Edebiyat Akademisi olarak anılıyor. Mesela Eflak ve Bogdan beyleri bu okuldan mezun. Teofilos Koridaleus, Aleksandros Mavrokordatosi, Avgenios Vulgaris ve Konstantin Kumas gibi 16. Yüzyılın önemli kalemleri bu okulda ders vermiş. Dünden bugüne bakıldığında en parlak yılları da o yıllar. Bir zamanlar ihtişamlı kulesine kurulan teleskoplar ile astronomi eğitimlerine de ev sahipliği yapan yapı, günümüzde ise Fener Rum Lisesi olarak bir nesle daha ışık tutuyor.

Yapının mimarı, mimarisi, kırmızısı, saati, duvar ve tavan resimleri de araştırmaya değer yeni bilgiler sunuyor meraklısına... Bu değerli detayları da bir başka paylaşıma bırakalım. Zira ‘instagram’ yazılım ekibi, kullandığımız harflerin hesabını tutup, ‘uzatıp durma, tadında bırak’ diyor!
・・・
(2018, Balat, İstanbul) #vscofotografcilik #rain #street #history #architecture #travel
Read more
Loading...
İlk yazı örnekleri altı bin yıl öncesine ait. Katlı sayfalardan oluşan elyazması kitaplara İsa’dan ...
Media Removed
İlk yazı örnekleri altı bin yıl öncesine ait. Katlı sayfalardan oluşan elyazması kitaplara İsa’dan sonra rastlanıyor, noktalama işaretlerini ilk kez Bizanslı bir keşiş kullanıyor... Saint-Augustin yazılı metinleri içinden okumaya kalkışınca herkes şaşırıyor, çünkü öncesinde ... İlk yazı örnekleri altı bin yıl öncesine ait. Katlı sayfalardan oluşan elyazması kitaplara İsa’dan sonra rastlanıyor, noktalama işaretlerini ilk kez Bizanslı bir keşiş kullanıyor... Saint-Augustin yazılı metinleri içinden okumaya kalkışınca herkes şaşırıyor, çünkü öncesinde kitaplar sadece yüksek sesle okunuyor! Montaigne, Erasmus gibi ‘büyük’ kişisel kütüphanelere sahip olanların elinde yaklaşık üç yüz kitap bulunuyor! Yazının öncesinden hemen sonra Gutenberg’in baskı makinasından ‘cep kitabı’na başdöndürücü bir hızla gelişiyor her şey; kitap yaygınlaşıyor.. Artık ona dokunmak, onu okumak için seçkin olmak gerekmiyor. Ve belki de günümüz için en önemlisi, kitapların şarjı hiç bitmiyor!
...
En güzel ülkeler, yazarı özgür, kitapçısı bol ülkeler olmalı... Ve en güzel kitapçı nerede ise en güzel sokak orası... Minoa, Akaretler Beşiktaş’ta... (2018, İstanbul) #nicekareler #fotosuday #turkslikeben #vscofotografcilik #book #bookstagram #bookstore
Read more
... “insanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar. irili ufaklı, birbirinden farklı, ahşap evler, ...
Media Removed
... “insanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar. irili ufaklı, birbirinden farklı, ahşap evler, kagir evler yaptılar. doğup ölenleri oldu, gelip gidenleri oldu, evlerin içi devir devir değişti evlerin dışı pencere, duvar. . vurulmuş vurgunların yücelttiği evlerde kalbi kara ... ...
“insanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar.
irili ufaklı, birbirinden farklı,
ahşap evler, kagir evler yaptılar.
doğup ölenleri oldu, gelip gidenleri oldu,
evlerin içi devir devir değişti
evlerin dışı pencere, duvar.
.
vurulmuş vurgunların yücelttiği evlerde
kalbi kara insanlar oturdu.
gündelik korkuların çökerttiği evlerde
o fukara insanlar oturdu.
.
evlerin çoğu eskidi gitti, tamir edilemedi,
evlerin çoğu gereği gibi tasvir edilemedi.
kimi hayata doymuş göründü,
bazılara zamana uydular.
evlerin içi oda oda üzüntü,
evlerin dışı pencere, duvar.
.
evlerde saadetler sabunlar gibi köpürdü:
eve geldi bir tane, nar gibi,
arttı, eksilmedi.
evleri felaketler taunlar gibi süpürdü.
kaderden eski fırtınalar gibi,
ardı kesilmedi.
.
evlerin çoğunda dirlik düzen
kalan bir hatıra oldu geçmişte.
gönül almak, hatır saymak arama.
evlatlar aileye asi işte,
bir çığ ki kopmuş gider, üzüntüden.
evlerde nice nice cinayetler işlendi,
ruhu bile duymadı insanların.
dört duvar arasında aile sırları,
bunca çocuk, bunca erkek, bunca kadın,
gözyaşlarıyla beslendi.
.
çocuklar, büyük adam yerine evlerin kiminde:
çocukları işe koştu kalabalık aileler.
okul çağının kadersiz yavruları,
ufacık avuçlardan akşamları akan ter,
tuz yerine geçti evlerin yemeğinde.
.
inanların kaderi besbelli evlere bağlı,
zengin evler fakirlere çok yüksekten baktılar,
kendi seviyesinde evler kız verdi, kız aldı.
bazıları özlediler daha yüksek hayatı,
çırpındılar daha üste çıkmaya
evler bırakmadı.
.
yeni yeni tüterken ocakların dumanı
kadın en büyük kuvvet erkeğin işinde
erkekleri kaçtı, kadınları kaçtı
evler dilsiz şikayet kaçmışalrın peşinde.
.
şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı,
kulübeler, evler, hanlar, apartmanlar
bölüşüldü oda oda, bölüşüldü kapı kapı
ama size hiçbir hisse ayrılmadı
duvar dipleri, yangın yerleri halkı,
külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar.”
...
Behçet Necatigil, Evler
...
(2018, İstanbul) #vscofotografcilik #fotovisit
Read more
Hatırı sayılır izleyiciye ulaşan dizileri; çekildikleri mekanlar ve mahalleler ayakta tutuyor… ...
Media Removed
Hatırı sayılır izleyiciye ulaşan dizileri; çekildikleri mekanlar ve mahalleler ayakta tutuyor… Semt kültürüne tutunan senaryolar bir zaman sonra el ayak çekse de; baskın karakterler, replikler ve renkler sokaklarda yaşamaya devam ediyor… ... (2018, Balat, İstanbul) Hatırı sayılır izleyiciye ulaşan dizileri; çekildikleri mekanlar ve mahalleler ayakta tutuyor… Semt kültürüne tutunan senaryolar bir zaman sonra el ayak çekse de; baskın karakterler, replikler ve renkler sokaklarda yaşamaya devam ediyor…
...
(2018, Balat, İstanbul)
Çözülemeyen gizemler mi, kulaktan kulağa dolaşan efsaneler mi? Her ikisi de ilgimi çekiyor. O ...
Media Removed
Çözülemeyen gizemler mi, kulaktan kulağa dolaşan efsaneler mi? Her ikisi de ilgimi çekiyor. O gece yarısı, yağmur dindiğinde yorgun yapının temellerine doğru yürüdüm ve Selimiye efsanelerini düşündüm! İşte onlardan biri: Rivayet odur ki; yapının üzerinde bulunduğu toprak zeminin ... Çözülemeyen gizemler mi, kulaktan kulağa dolaşan efsaneler mi? Her ikisi de ilgimi çekiyor. O gece yarısı, yağmur dindiğinde yorgun yapının temellerine doğru yürüdüm ve Selimiye efsanelerini düşündüm! İşte onlardan biri: Rivayet odur ki; yapının üzerinde bulunduğu toprak zeminin zamanla yumuşaması, hatta yer yer bataklığa dönüşmesi ahaliyi tedirgin eder. Kentin ileri gelenleri konuyu dillendirir ve bir grup uzmanı Selimiye çevresinde toplayıp, endişelerinin giderilmesi adına çalışma yapılmasını ister. Bu işinin ehli grup yaptıkları zemin araştırmaları sonucunda, günümüz teknolojisinin eski yapılara yegane çaresi olan metal kelepçeler ile temeli sabitlemenin, olası kötü gidişatın önüne geçeceği fikrine varır. Derken karar alınır ve yapının temeli kazılmaya başlanır... Heyet, özellikle minarelerin temellerine ulaşınca görür ki, Koca Sinan yüz yıllar önce bu olasılığı düşünmüş ve yapının temelini araziye zaten kelepçelemiştir!
・・・
👣 (2018, Edirne)
Read more
Loading...
Loading...
Loading...

Loading...